29 Kasım 2015 Pazar

SOYA SOSLU TAVUKLU,SEBZELİ MAKARNA (NOODLE)

 
 



aslında bu tarifi noodle ile yapmayı seviyorum..fakat evde noodle kalmayınca ve canımda isteyince ,çareler tükenmez yeterki iste sloganı ile yola çıkarak SOYA SOSLU TAVUKLU ,SEBZELİ MAKARNA da iştahıma hiab etti.koca bi tabak afiyetle yedim:)

MALZEMELER

1 paket spaghetti makarna veya (noodle kişi sayısına göre)
2 adet kırmızı biber
2 adet yeşil biber
7 adet orta boy mantar
750 gr tavuk göğsü
1 su bardağı soya sosu
1 yemek kaşığı susam
1 tatlı kaşığı fesleğen
1\2 çay bardağı sıvı yağ

YAPILIŞI

öncelikle tavuk göğsümüzü küp küp doğrayıp soya sosuna marine edelim ve diğer hazırlıklarımızı yapana kadar bekletelim.

kırmızı ve yeşil biberimizi boydan ikiye keserek içini temizleyip şerit şeklinde doğrayalım ve 8 yemek kaşığı sıvı yağda biraz kavuralım .tamamen kavurmuyoruz, çünkü mantarıda şerit şeklinde doğrayıp ekleyip kavurmaya devam edeceğiz.kavurduktan sonra içine susam ve fesleğeni ekleyip  iki dakika daha kavurup ocaktan alalım.

makarna veya noodle haşlamaya alalım. tavuk göğsümüzüde bir tencereye alarak kavuralım.tamamen suyunu çekince 7-8 yemek kaşığı sıvı yağ ekleyerek kavurma işlemi bitince,pişen tavuğumuzun içine kavurduğumuz sebze karışımını  ekleyip karıştıralım.
haşlanan makarnamızı süzdükten sonra tavuklu sebze karışımına döküp karıştıralım..afiyet olsun..

NOT: soya sosu tuzlu olduğu için kesinlikle tuz kullanmıyoruz.




 
 
 
 
 
 
 


17 Kasım 2015 Salı

BAZI İNSANLAR DEĞİŞMEZ

 
 
 
Bazı insanlar değişmez.
Kesinlikle değişmezler… Taş olsa çatlar ama onlara bir şey olmaz. Kaskatıdır onlar. Ya değişemediklerinden, bunu beceremediklerinden ya da bencilliklerinden… Ya da benim kafamın basmadığı birçok şey yüzünden… Ama işte, bazı insanlar değişmez…
 
Kırar, döker, hırpalarlar… Bunu bilseler de bahanelerle üstünü örter, kendilerini mağdur ilan eder, asıl hırpalananların kendileri olduğunu ve hatta en çok da kendilerinin kırıldığını söylerler… Bir eşeklik ettiklerini söyleyip, özür de dilerler… Manasız, havada asılı duran, zerre kıymeti olmayan bir özür… Özrün arkasından gelecek olan bellidir onlar için. Aynı hatayı binlerce değişik versiyonu ile yaparlar...
 
Onlar hep kendi hayatları, kariyerleri ve uğraşıları ile yaşamaktadırlar...
 
İnsanları değiştirmek taraftarı değilim… Eş, dost, arkadaş, kardeş, akraba var olduğu haliyle seviliyor zaten ve sonuna kadar tolerans gösterilmek zorunda… İnsan olmanın asıl gayesi bu zaten… Birbirimizin kusurlarını kabullenmekten geçiyor her şey. Kusursuz olmaya ömrümüz da yetmez, gücümüz de… Ama bu sürekli eşeklik edenler yok mu, kendi kusurlarını, başkalarının kusurları ile örtme derdine düşüyorlar bir süre sonra. “Sen de bana bunu yapmıştın!” diye çıkıveriyorlar işin içinden… Başkası ne kadar eşeklik ettiyse, onlar da bu eşeklikte bir adım geri durmak istemiyorlar.
 
Bazı insanlar değişmez işte!
Kendilerini tekrar etmekten sıkılmazlar…
Defalarca kırılan kalplerin aslında onarılmadığını bilmezler…
İnsanın gerçekten affetmesinin pek mümkün olmadığını da anlamazlar.
Hatta insanın onları affettiği zaman kendi kendine nasıl da kızabildiğini bilmezler…
Susmanın artık bıkmış olmanın işareti de olabileceğini akıllarının ucundan geçirmezler…
Sustukça üstüne çıkarlar insanın…
Sustukça tepende zıplarlar…
Sessizliğe o kadar alışırlar ki, konuştuğun anda en büyük suçlu sen olursun… Sustun mu konuşmanı istemezler sonsuza dek. Söz hep onlarındır çünkü.
 
Etrafındakiler için hiçbir şey yapmayan ama kendini bir şey yapıyormuş gibi hisseden, hissettiren, bencilliğin bu en güzel örnekleri hakkında fazla bir şey söylemeye gerek yok. Dünyanın sadece ve sadece kendi etraflarında döndüğünü düşünen, başkalarının tıpkı onlar gibi hissettiğini zanneden kadın ve erkekler aslında kendi karanlık mutluluklarında bir başlarına yaşarlar… Etraflarında birileri varmış gibi… Cismen var olan ama duygusal olarak tüm bağların kopmuş olduğu ilişkilerin baş kahramanlarıdır onlar… Herkesi o koyu renk mutlulukta yaşıyor zannederler… Onlarla mutlu olabilmenin tek yolu, yanlarında bir ölü kadar sessiz olmaktır ve mutluluk sadece onlarındır.
Kendi hallerinin ortaya çıkışından, dillendirilmesinden, yüzlerine vurulmasından, kısaca kendileri ile baş başa kalmaktan o kadar korkarlar ki, en yakınlarını yalnız bırakmayı tercih ederler… Ses olmasın, çıt çıkmasın diye göz göze gelmezler hiç…
 
Onlar vardır ama uzaktadır…
 
Konuşurlar ama cümleleri dağılır gider havada… “He he” denilip geçilen bir türe dönüşürler… Her anlattığınız duvarları dile getirir ama onlar da yepyeni bir ufuk açmaz çünkü… Kendilerine olan sadakatları asla bozulmaz.
 
Başkalarını yalnız bırakırlar ama tek yalnız kalan kendileridir…
 
Bazıları değişmez!
 
Sizi hiç şaşırtmazlar. Bir kez bile umduğunuzun tersinde hareket etmezler.
 
O kadar değişmezler ki varlıklarını bile hissetmezsiniz bir süre… Varlıkları ile yoklukları bir olur… Gitmeleri ve kalmaları arasında tercih yapmak zorunda kalmazsınız ve ama gittiklerinde derin bir huzur bırakırlar geride…
 
 
 

14 Kasım 2015 Cumartesi

ADİO KERİDA

                                                       







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...