29 Ağustos 2016 Pazartesi

14 Haziran 2016 Salı

İSTANBUL GEZİSİ 1.GÜN\3.BÖLÜM


                                               İSTANBUL 1.GÜN

İlk gördüğünde AŞK dedikleri şey olsa gerek AYASOFYA....ne yapsamda bu sevgilinin ruhuna girebilsem,ne etsemde onu yaşayabilsem,doya doya seyretsem,güzelliğinde derya deniz boğulupta yitsem deyivermektir AYASOFYA...
hüzün,hayranlık,mutluluk,gizem,suskunluk,sır gibi bir şey AYASOFYA..
sevda,hasret,yalnızlık,çare,çaresizlik gibi bir şey AYASOFYA...
isyan,boyun eğmişlik,dua,beddua gibi bir şey AYASOFYA...
dışarıdan görünen o kubbenin altında ne hazineler gizli oysaki...başka bir dünya ,başka bir boyut ve yaşanılası AYASOFYA..

                                                   AYASOFYA


                              Ayat-ı mefahir dolu, mihrab ile kubben,
                              İmanlı diyarında esarette misin sen?

                              Ey Fatih-i Sani yetiş, imdada yetiş gel!
                              İslam yed-i beyzasına minnetle uzat el!

                                                                      


Resulullah Aleyhisselâm Fetih'ten sekiz yüz sene kadar evvel bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuştu:
"Kostantiniyye muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır, onu fetheden askerler ne güzel askerlerdir."






Evliya Çelebi'nin "Seyahatnames"nde; Ayasofya'nın Resulullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz'in doğum tarihi olan 571 miladi yılında geçirdiği bir depremden bahsedilirken, kubbesinin onarılışı ile ilgili şu ilginç rivayet göze çarpar:


"Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın doğduğu gece vuku bulan zelzeleden; Kisra sarayı, Kızıl elma ve Ayasofya'nın kubbesi yıkılmış idi. Bir müddet zaman geçtikten sonra Hızır Aleyhisselam'ın hatırlatması ile Bursa'da ikamet eden üç yüz keşiş, Rahib Bahira'nın öncülüğünde Mekke'ye geldiler. O zaman küçük yaşta olan Hazreti Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam'ın ağzından bir miktar tükürük ile, mübarek ellerinin suretini aldılar. Ebu Talib'in el yazısı ile ceylan derisi üzerine resmedilen bu suret, halen bir kutuda saklıdır. Velhasıl Peygamber (sallAllâhu aleyhi ve sellem'in) ağız suyundan ve Mekke'nin pak toprağından bir miktar alan papazlar İstanbul'a geldiler. Ayasofya'nın yıkık olan kısmını bununla tamir ettiler.


Peygambermiz Aleyhisselam'ın Tükürüğü ile yapılan yer, kubbenin kıble cihetinde, otuz iki nakışlı olarak halen bellidir. Bunu bilenler o yere nazar ettiklerinde: "Allâhümme salli ala Muhammed!" derler. Zira bu kısım, kubbenin diğer yerlerinden daha parlaktır. Fetihden sonra Fatih: "Bu kubbe Hazret-i Peygamberimizin (SallAllâhu aleyhi ve sellem) ağız suyu ile ayakta tutuldu!" diye, ta kubbenin ortasına zincir ile altın bir top asmıştır ki, bunun içi elli Rum kilesi buğday alır. Bu top altında Hızır'ın ara sıra salih müslümanlar ile buluştuğunu söylerler."  (1)



Ayasofya , 2 farklı dinin özelliklerini taşıyan nadir yapılardandır . Doğu Roma İmparatorluğu döneminde yapılmış olan Ayasofya , Bizans eserleri aralarında en ünlüsüdür . İnşaa edildiği tarihten bu yana ilk olarak kilise iken da sonraki  500 yıl kadar bir zaman diliminde cami olarak kullanılmıştır . 1934 yılından  sonra ise müze olarak halka açılmıştır .
Ayasofya , Roma İmparatoru Konstantin’in imparatorluk merkezi İstanbul’a gelmesi ile şehri onarmaya başladığı dönemlerde yani tahmini olarak 326 senesinde yapılmıştır . Bir zelzele sonucu yıkılınca 2 . Konstantin tarafından tekrar yapılmış ve 326 senesinde ibadete açılmıştır . Üstü ahşap bir çatıyla kaplı kalan bu bina Büyük kilise olarak isimleniyordu . Kilise aradan geçen kısa bir zaman sonra Thea Sofia adını almıştır . Bu ad zamanla Ayasofya’ya dönmüş ve İstanbul’un fethinden bir an önce sonra dahi ad değişmemiştir



921 yıl kilise olarak kullanıldıktan sonra, 481 yıl da Camii olarak kullanılan Ayasofya, İslam ve Hristiyanlık dinleri için büyük bir önem taşıyor. Bu eşsiz yapı, bir çok gizemi de içerisinde barındırıyor.




Terleyen direk Ayasofya’nın kıble tarafındaki kapılarından soldan sayılınca, sonuncusunun iç tarafında bir mermer sütun görürsünüz. Bu sütunun en büyük özelliği kış ve yaz nemli olması. Bu yüzden bu sütuna “terleyen direk” deniyor. Sütunun zemininden başlayarak bir buçuk metrelik bir kısmı bakır plakalarla kaplı.

İnanca göre sürekli baş ağrısı çekenleri, sindirim sistemi hastalıkları olanları ve sıtmaya tutulanları bu direk tedavi ediyor. Önce iki rekât namaz kılınıyor, sonra hasta avuçlarını önce bakır plakalara sonra da yüzüne sürüyor. Bu hareket üç kez tekrarlanınca hastalıklar iyi oluyor… Ayrıca elleri çok terleyen kimselerin, direğin üzerinde bulunan deliğe parmaklarını soktukları ve artık ellerinin terlemediği birçok defalar görülmüş… Terlemenin nedeni İnanca göre, Ayasofya’nın büyük bir kubbesi bir depremde yıkılınca, 300 rahip Mekke’ye gitmişler ve orada zemzem suyundan almışlar, bunu Mekke toprağı ile karıştırıp,bu sütunun altına harç olarak koymuşlar. Sütunun bu yüzden “terlediğine”inanılıyor. Bir başka inanca göre de Hızır Peygamber, parmağım Ayasofya’daki deliğe sokmuş ve binayı Mekke’ye yöneltmiş yani Terleyen direğin ya da diğer adıyla ağlayan direğin öyküsü, görüldüğü kadarıyla Osmanlı döneminde ortaya çıkmış. İslam inançlarıyla beslenmiş. Sütunun yapısının gözenekli olduğu ve kılcal damarlar yoluyla temeldeki suyu emdiği ve bu yüzden terlediği, en geçerli bilimsel açıklamalardan biri. Ama acaba neden sadece bu direği gözenekli taştan yapmışlar? Bu soru cevapsız kalıyor…

Ayasofya’nın içinde büyük salonun ortasında bir kuyu var. Eskiden bu kuyu kalp hastalığına tutulanların sık sık geldikleri bir yerdi. Bunlar üç cumartesi art arda aç karnına buraya gelir, sabah namazını kılar ve bu sudan içerlerdi. Bu gelenek cami müze haline getirilene kadar sürdü. Kuyunun üzerinde yaklaşık 50 santim çapında, demir bir kapak var. 7 metrelik bir çubuk sarkıtıldığında dibine ulaşılamıyor. Su hâlâ mevcut, tadı tatlımsı ve mineralli.





Suyun ne tür bir bir bileşim taşıdığının, incelenmesi gerekir. Yüzyıllardır orada durduğuna göre acaba bozulmuş mudur? Sonra niçin kalp hastalığına iyi geliyor? Bu da düşündürüyor. Yoksa suyun bir özelliği mi var? Bu soruların cevaplarını, devletin yetkili kurumlarına bırakıyoruz. Geçenlerde bilim dünyası çikolatanın içinde bulunan bir maddenin hormonal etki yaptığını açıkladı. Ama bu etki özellikle, aşk yüzünden kalbi kırılanların üzerinde görülüyormuş. Demek ki, bu madde,beyinde aşırı üzüntü yaratan merkezi etkiliyor. Ayasofya’ daki kuyunun şifalı suyunun da böyle bir özelliği neden olmasın!





Tabuta dokunulursa Ayasofya yıkılacak Ayasofya’nın orta kıble kapısı üzerinde bir tabut var. Sarı pirinçten yapılmış bu tabutta Kraliçe Sofya yatıyor. Yalnız bir tehlike var, “Bu tabuta sakın dokunmayın” deniyor. Çünkü tabuta el sürü-lürse-jbüyük bir gürültü başlıyor ve tüm bina sallanmaya başlıyormuş. Kubbenin dört tarafında birer melek resmi var. Bunlar Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail’dir. Bu melekler kanatlarını açmış bir biçimde çizilmişler. İnanca göre Azrail, imparatorların ölümlerini, Mikail düşman saldırılarını, Cebrail ve İsrafil ise olacak olayları haber veriyor. İnananlar, tabut ile bu melekler arasında bir ilişki kuruyorlar… Tabutun koruyuculuğunu da üstlenen melekler, ona dokunulmasına izin vermiyorlarmış.


Esrarengiz kapılar Ayasofya’nın güney tarafında ufak ve dar bir koridorun ucunda örülmüş bir kapı var. Buna “açılmaz kapı” deniyor. Anlatılanlara göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girdiğinde Rum Ortodoks Patriği yanındakilerle bu kapının önünde dua ediyormuş. Osmanlı ordusu kiliseye girince, Patrik bu kapıdan kaçıp kaybolmuş ve kapı bir daha açılmamış. Her paskalyada bu kapının önünde” kırmızı yumurta kabukları” ortaya çıkarmış… Bir de “Kapanmaz Kapı” miti var. Fetih günü, Fatih’in ordusundan biri bu kapıya öyle bir vuruş vurmuş ki, kapı yere gömülmüş ve bir daha asla açılmamış…






Pençe nişanı Binanın güneydoğusundaki kubbeyi tutan fil ayağının bir yüzünde 6 metre yükseklikte ele benzeyen bir iz var. Kuşaktan kuşağa anlatılanlara göre, fetih günü, Fatih Sultan Mehmet’in atı ürkmüş, Sultan eliyle bu kemere tutunmuş. Atı ise sütunun kaidesini zedelemiş. Buraya kadar bir şey yok. Ama pençe izinin yerden 6 metre yükseklikte olduğu ve bu yüksekliğe, hiçbir atın erişemeyeceği düşünülürse, olayın esrarı bir anda ortaya çıkıveriyor.



Kapılarından biri Nuh’un gemsinden yapılmış


Diğer Gizler ve Efsaneler Avarlar, Ayasofya’nın altınlarını alıyor Avarlar, 575 yılında Roma’yı kuşatıyor ve Papa 1. Benedictus, fidye vererek kendini kurtarıyor. Ama Avarlar, 614-619 arasında bu kez İstanbul’u kuşatıyor. Patrik Sergius, Ayasofya’daki kutsal ama altından olan ne varsa erittirip para haline getirerek Avarlar’a veriyor. Avarlar, bir miktar da Bizanslı kadını alarak kuşatmayı kaldırıyor.



Ortodokslarla Katolikler Ayasofya’da ayrılıyor 1054 yılında papanın temsilcisi Kardinal Humbold, patriğin yönettiği ayin sırasında Papa’nın patriği aforoz ettiğini bildiren fetvayı açıklıyor. Ayin bozuluyor, kargaşa çıkıyor. Böylelikle Ortodoks ve Katolik kilisesi, birbirine darılarak temelli ayrılmış oluyor. Ayrılık 911 yıl sürüyor. 1967’de 6. Paul, İstanbul’a gelerek dargınlığı sona erdiriyor.



Hristiyanların Kutsal Emanetleri çalınıyor 1204 yılında Haçlı orduları İstanbul’u yağmalarken Ayasofya’da ne kadar kutsal eser varsa hepsini kaçırıyor. Geçen yıl Vatikan, jest yaparak kutsal emanetlerden bazı bölümleri geri verdi.


Deisis Mozaiği’ndeki Hz. İsa değil 1264’te İstanbul, Haçlıların elinden kurtarılıyor. Bundan sonra, Ayasofya’nın içinde Deisis Mozaiği yapılıyor. Bu mozaikteki İsa figürü ABD’li araştırmacı Roberto Solarion’a göre, gerçekten İsa değil, Kemerhisarlı (Tyana’lı) Apollon. (Hatırlanacağı gibi Tempo Ocak 2005’te Aytunç Altındal’ın bu konuda bir kitap hazırladığını duyurmuştu. Kitap, nisan ayında piyasaya sürüldü.) Bunun ispatı ise mozaikteki İsa figürünün sağ kaşının üzerindeki yara izi. İz, 11 sayısına işaret ediyor. Pisagorcu tarikat üyesi Apollon’da da bu iz var. Figürün Apollon’a ait olmasının nedeni ise paganların Anadolu’da zorla Hıristiyanlaştırılırken, İsa’nın resmini yapar gibi görünseler de, Apollon’un resmini yapmaları.
Deisis Mozaiği’ndeki Meryem Ana değil
Mozaikteki Meryem figürü, ellerini İsa’ya doğru uzatmış vaziyette. Oysa Hıristiyan şeriatına göre yapılan resimlerde Meryem’in ellerinde İncil ya da İsa olması gerekiyor. Dolayısıyla bu figürdeki Meryem, ‘anne’ değil Mecdeli Meryem olarak da bilinen ve Hz. İsa’nın eşi olduğu varsayılan kadına ait..  



Kutsal Kâse aslında Ayasofya Kutsal Kâse, aslında Hz. İsa’nın içit kabı değil, ‘dişil prensip’i temsil ediyor. Bu prensibin adı ‘Sofya’. Yani Kutsal Kâse’nin kendisi Ayasofya ki, Hıristiyanlık inancına göre bütün kiliseler rahim örnek alınarak yapılıyor. Bunların en kutsalı da yani ‘Kutsal Kâse’ de Ayasofya.



Bizans’ın ilk gizli teşkilatı Ayasofya’da kuruluyor Mikail Cellius adlı bir filozof, Bizans’ın ilk gizli teşkilatını Ayasofya’nın mahzenlerinde kuruyor. Aynı mahzenler, aynı zamanda Gnostik Hıristiyanların gizli kitabı Picatriks’in de çevirilerinin yapıldığı mekân.



İlk düz haç Ayasofya’da kullanılıyor Hıristiyanlar, İmparator Jüstinyen döneminde Akhineton Haçı adı verilen şekli bırakıyor ve düz haç modeline geçiyor. Bu da ilk kez Ayasofya’da kullanılıyor.


Çapraz Haç’ın anlamı Aziz Andre’nin üzerinde idam edildiği haç, çapraz formda. İstanbul’daki kilisenin kurucusu sayılan Aziz Andre’nin anısına tavana çapraz haç motifi işlenmiş.


Dandolo İstanbul’u alıyor ve ölüyor Latin komutan Henricus Dandolo, Papa’nın çağrısı üzerine İstanbul’u almak zorunda kalıyor. Bizanslıların tehdidi oldukça ilginç: Eğer bu kenti alırsan ölürsün. Dandolo kenti alıyor ve ölüyor. Mezarı halen Ayasofya’da.



Ayasofya kiliseye hiç ait olmadı Ayasofya kilisenin malı değil. Çünkü mekân imparatora ait kabul ediliyor. Dolayısıyla 1453’te Fatih Sultan Mehmet de Ayasofya’nın değerini ödeyerek bir vakıfla kendi üzerine geçiriyor. Daha sonra da padişahların malı olarak devam ediyor.


Ayasofya’daki Hermetik semboller Dört balık: Tavandaki dört balık sembolü aslında dört Gospel’e atıf. Balık, iman anlamına geliyor. Bu İsa’da bütünleşmiş olan imanı temsil ediyor.

Baklava Bu şekil, eğer yuvarlak olsaydı kainat anlamına gelecekti. Oysa baklava motifi yeryüzü anlamına geliyor. Yeryüzünün merkezinde haç, haçın merkezinde de İsa var. Mantra ve sekiz köşeli yıldız Sekiz çeperli gül, aslında mantrayı temsil ediyor. Çevresindeki sekiz köşeli yıldız ise kainatın sekiz köşesi olduğunu gösteriyor. Bunlar asıl olarak paganik semboller.






Diğer Hermetik semboller Daire, kâinat anlamına geliyor, etrafında da minik noktalar var; onlar da yıldız demek. Bu, aynı zamanda şifa sembolü. Kenarlardaki defne dalları da Hermetik öğretiye ait. Aradaki haça benzer figürler de bir nevi Hermetik takiyye.



Vikingler de Ayasofya’da İkinci kat balkonlarından birinde, Vikingler’e ait Rune alfabesiyle yazılmış yazılar bulunuyor. Bu en mistik yazı tarzlarından biri olan Elgir Rune’u. Aynı yazılardan, bodrumdaki mahzenlerde de var.


Ayasofya’nın altındaki tüneller Mahzenlerin altındaki tünellerden Kınalı adaya kadar bir tünel uzandığıda söyleniyor.


Mozaiklerin Açıklamaları Apsis Yarım Kubbesindeki Mozaik: Altın zemin üzerinde ortada değerli taşlarla süslü tahta oturan Meryem, kucağında İsa ile birlikte tasvir edilmiştir. Meryem’in koyu lacivert renkte sade ve bütün vücudunu örten kıyafeti, etrafını çeviren altın zemin ile bir kontrast oluşturur.



Güney Galeride Deisis Mozaiği: Ayasofya’nın mozaikleri arasında hiç kuşkusuz, en ünlüsü Deisis kompozisyonudur. Deisis, yani mahşer günü İsa’dan Meryem ve Loannes Prodromos’un insanlık için yardımcı olmasını dilemeleridir. Mahşer Kompozisyonunun ortasını meydana getiren üçlü kompozisyonda ortada büyük bir İsa ekseni teşkil eder. Üçlü grubun ikinci şahsı Meryem’dir. Diğer yanda ise Vaftizci Yahya bulunmaktadır.



Güney Galerideki İmparatoriçe Zoe Mozaiği: Ortada Pantokrator (Kainatın hakimi) İsa, sağ eliyle takdis işareti yapmakta, sol eliyle incilerle bezenmiş cildi olan Kutsal Kitabı tutmaktadır. İsa’nın bir yanında imparatoriçe Zoe, diğer yanında Zoe’nin üçüncü kocası Konstantinos Monomakhos yer almaktadır. Bizans tarihinde entrikaları ve evlilikleriyle ün yapan imparatoriçe Zoe kocalarını değiştirdikçe mozaik üzerindeki imparatorun başı ve isminin belirten yazının da değiştiği sanılmaktadır. Konstantin’in kafası ve üstündeki yazıt kazınıp, tekrar yapılmıştır. Orijinal mozaik Zoe’nin ilk kocasına aitti. Bu panoda İmparatorluk ailesinin kiliseye şükran ve bağışları sembolize edilmektedir.



Güney Galerideki Komnenos Ailesi Mozaiği: İmparator Komnenos II ile eşi Macar asıllı İmparatoriçe İrene ve oğulları Aleksios’u tasvir etmektedir. Ortada kucağında İsa ile ayakta duran Meryem yer almaktadır. İmparator ve İmparatoriçe değerli taşlarla süslü tören elbiselerini giymişler, imparatorun elinde bir para kesesi, İmparatoriçe de bir rulo tutmaktadır. Takdim edilen rulo kiliseye bağışları, deri kese ise altın yardımını belirtmektedir. Macar asıllı imparatoriçenin ırk özellikleri; açık ten ve açık saç rengi belirgindir.


Güney-Batı Girişi Üstünde Bulunan Mozaik: Altın zemin üzerinde ortada görkemli bir taht üzerinde oturur durumda koyu lacivert elbiseli Meryem tasvir edilmiştir. Başının iki yanında bulunan kısaltılmış harfler “Tanrı Anası” olduğunu ifade eden kelimelerin kısaltılmış semboludur. Meryem ayakları altındaki kenarları değerli taşlarla bezenmiş bir kaide üzerine basar. Bu kaidenin üst yüzü gümüş mozaiklerle kaplıdır. Bizans sanatında altın mozaiklerlerin bol olmasına karşılık, gümüş mozaikler son derece azdır. Meryem’in kucağında oturan İsa yetişkin, bilgiç bir insan ifadesine sahiptir. Bu onun Tanrıya yakın bir mistik varlık olduğunu gösterir. İki yanda bulunan imparator figürlerinden biri İstanbul’un kurucusu Büyük Konstantin ve elinde sunduğu maket bir şehir semboludur. Etrafını surların çevirdiği bu şehrin Byzantion yanı İstanbul olduğu kolaylıkla anlaşılır. Ayasofya maketini sunan da Justinyen’dir.


İmparator Kapısı Üzerindeki Mozaik: Bu mozaik pano 9. yüzyıl sonunda yapılmıştır. Ortada son derece süslü taşlar ve incilerle süslenmiş taht üzerinde oturmuş Pantokrator İsa bir kaide üzerine basmaktadır. Sağ eli takdis işareti yapmakta, sol eliyle dizi üzerinde açık duran bir kitabı tutmaktadır. İsa’nın ayakları önünde secde eder durumda imparator altıncı Leon şefaat isterken görülür . İki kenardaki madalyonların birinde Meryem tasvir edilmiştir. Diğerinde ise lilisenin koruyucusu baş melek Cebrail tasvir edilmiştir.

Melek Tasvirli Mozaikler:
Kubbeye geçişi sağlayan köşe elemanlarının yüzeylerinde yalnız kafa ve kanatlardan ibaret olan dört melek tasviri yer alır.

Ayasofya neden şu anda Müslüman âlemi için ibadete açılamaz?

Ayasoya'yı çok güzel günler bekliyor.

Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması hep gündem konusu..şu anda Ayasofya’nın tam anlamıyla Müslümanlar için camiye dönüştürülüp ibadete açılması mümkün değil. Çünkü bildiğiniz gibi Ayasofya’nın duvarlarında Hz. İsa’nın ve Hz. Meryem’in resimleri var ve birçok değerli resimler daha var. Dolayısıyla bu resimlerin yok edilmesi ya da kapatılması mümkün değil. Burada korunması gereken çok önemli tarihi değerler var. Devletimizin öncelikle Ayasofya’ya bu yönde sahip çıkması gerek. Ayasofya nasıl Müslümanlar için önemliyse Hıristiyan kardeşlerimiz için de o kadar önemli.
Ayasofya’nın ibadete açılması için bu kadar ısrar edilmesi konusuna gelince, gidip bakın Ayasofya’nın çevresindeki camilere, ya da diğer semtlerdeki camilere, hepsi bomboş. Önce bu camilerin dolup taşması gerekiyor ki, sonra sıra Ayasofya’ya gelsin. Bu camilerde çok az insan namaz kılarken Ayasofya’yı ısrarla ibadete açmaya çalışmanın bir anlamı olmayacağı ortada.

Ayasofya tabii ki ibadete açılacak ama Hz. Mehdi devrinde.  Ayasofya'nın açılışı, Hz. Mehdi’nin Resullullah'ın kılıcını kuşanması, hırkasını giymesi; hepsi aynı andadır. Her şeyin kaderde belirlenmiş bir vakti var. Hz. Hızır yüzyıllardan beri Ayasofya’da Hz. Mehdi ile Hz. İsa Mesih’in namazı için bekler. Hz. Mehdi ve Hz. İsa’ya Allah’ın izniyle Ayasofya’da namaz kılacak.

 Bakın peygamberimiz hadiste ne diyor:

Hattâ, "HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM GELİR, HZ. MEHDİ'YE NAMAZDA İKTİDA EDER(uyar), TABİ OLUR." diye rivayeti BU İTTİFAKA (birleşmeye) VE HAKİKAT-I KUR'ANİYE'NİN METBUİYETİNE VE HAKİMİYETİNE (Kuran hakikatlerine uyulmasına ve tabi olunmasına) İŞARET EDER(Şualar, s. 493)

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde Hz. İsa'nın, Hz. Mehdi'nin arkasında namaz kılacağını şöyle bildiriyor:

İmamları salih bir insan olan Mehdi olduğu halde, Beytü'l Makdis'e sığınırlar. Orada imamları kendilerine sabah namazını kıldırmak için öne geçtiği bir sırada, bir de bakarlar ki, Meryem oğlu İsa sabah vaktinde inmiştir. Mehdi, Hz. İsa'yı öne geçirmek için arkaya çekilir. Hz. İsa onun omuzlarına elini koyar ve ona der ki, "Geç öne namazı kıldır. Zira kamet (farz namazı kılmak için okunan ezan; namaza başlama işareti) senin için getirilmiştir."... (Ebu Rafi'den rivayet edilmiştir; İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 495-496)

Evet, Allah’ın izniyle önce Hz. İsa yeryüzüne inecek, daha sonra da Ayasofya’yı ibadete Hz. Mehdi açacak ve ilk namazı da Allah’ın izniyle kendisi kılacak. O zaman bağnaz ve yobaz zihniyette kalmayacak, Ayasofya böylece ibadete açılacak. Bizler de o muhteşem güzellikteki günleri gören insanlardan oluruz inşaAllah.





















Ayasofya nın camii resmi









Ayasofya Camii'nin Bir Minaresi Neden Kırmızıdır



Bir yapının  cami sayılması için mihrap, minber ve minare gerekmektedir.Ayasofya kilise olduğu için mihrap ve minber hemen oluşturulabilirdi fakat kilise olduğu için minaresi yoktu.Bu sebepten hızlıca ahşaptan bir minare yapıldı.Daha sonra yine Fatih tarafından şehrin alınmasında çok kan döküldü için kırmızı renk olarak tuğladan yaptırmıştır ve fethin nişanesi olmuştur.Bu şekilde Ayasofya camii hürriyet üne kavuşmuştur.

Mimar Ali Neccâr’ın inşa ettiği o kaide üzerine Fatih Sultan Mehmed önce ahşap bir minare, ardından da eski tarz tuğladan, altı yivli ve şerefeli düzgün bir minare yaptırdı. Diğer üç minareden yivli olan Sultan İkinci Bayezid devrinde, bir birine benzeyen iki minare ise Mimar Sinan’ın mimarlığında Sultan İkinci Selim ve Sultan Üçüncü Murad devirlerinde inşa edilmiştir.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...