30 Aralık 2015 Çarşamba

TAR...


                       ‘Ne bilir yar sesini, işitmeyen tar sesini, tar sesi yar sesidir, tardan işit yar sesini.’

                                                      Böylesine açık, böylesine vurucu, böylesine sade


Tar, uzun saplı; İran, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve kısmen Türkiye'de kullanılan telli bir çalgıdır. Tar (تار) kelimesi, Farsça'da "tel" anlamına gelir.. İran tarı, beş tellidir. Derviş Han, tara altıncı bir tel daha eklemiştir. Azerbaycan tarı ise farklı çeşitte olup, on bir telden oluşur. Türkiye'de de Azerbaycan tarı çalınmaktadır.



Teknesi, büyükleri birbirinden farklı iki çanaktan oluşmaktadır ve genellikle dut ağacından yapılmaktadır. Göğüs kısmı üzerine

veya
yüreğinin zarı gelmektedir. Sap kısmı sert ağaçtan yapılmaktadır ve üzerine misinadan perdeler bağlanmaktadır. Bunlardan başka çalınan ezginin kalın ve güçlü perdelerine akortlanan dem telleri vardır. Tezene ile tambur tarzına yakın bir tarzda çalınır.

Tar üzerinde iki ana gurup tel bulunmaktadır. Birinci guruptaki teller melodi çalımında kullanılmaktadır ve ikişerli olmak üzere üç gurup telden oluşmaktadır. Diğer gurup teller ise Kök ve Zeng adı verilen, çalınan makama göre akort edilen ve tınının zenginleşmesini sağlayan tellerdir. Kopuz’dan gelişen sazlardandır ve ses genişliği 2,5 oktavdır. Gövde kısmı ortadan boğumlu ve çift çanaklıdır.


 
 
 
 
 

29 Aralık 2015 Salı

DÜNYANIN EN KOKULU CAMİSİ...MİSK KOKULU CAMİ...



Tebriz , İran'da Doğu Azerbaycan Eyaleti'nin yönetim merkezi olan şehir. Tebriz İran'nın kuzey batısındaki en büyük şehirdir.
Şehir nüfusunun çoğunluğunu Azerbaycan Türkleri oluşturur. Halkın dili Azericedir. Nüfus açısından İran’ın Tahran, Meşhed ve İsfahan'dan sonra dördüncü en büyük şehridir. Sanayi bakımından İran’ın ikinci şehridir. Öte yandan İran’ın en kirli havasına sahip şehirler listesinde ikinci sıradadır.

Şems-i Tebrizi 1185 yılında bu şehirde doğmuştur.

dünyanın mescid-i nebevi den sonra en kokulu camisi tebriz şehrinde bir camidir. mescit inşa edilirken çamuruna misk kokusu ilave edilmiştir ve 600 sene geçmesine rağmen hala mescit misk kokmaktadır.
 

 
 
 

22 Aralık 2015 Salı

Yeni Yıl İçin Alınabilecek En Güzel Hediye

Şimdi yazının başlığına bakıp hemen uçak, araba, sonsuz para diyeceğimi düşünüyorsunuz biliyorum ama bu sefer başka bir hediyeden bahsedeceğim. Yılbaşı yaklaşırken evde aile üyeleri tarafından gizli gizli işler çevrilmeye başlar. Herkes kendi hediyesini en güvenli yere saklamaya çalışır aynı zamanda diğerlerinin hediyelerini bulmaya çalışır. Bu yıl evde yılbaşı için hediyemi biraz erken buldum. Gardırobun en arkasında hışırdayan bir torba içerisinde hediye saklanırsa olmaz.
Neyse ben şu hediye kısmına geçeyim. Daha gelmeyen yılbaşının hediyesi: Oral-B şarjlı diş fırçası. Denemeye çekiniyordum ama hediye gelince keşke daha önce alsaymışım dedim kendi kendime.
Oral-B, profesyonel diş temizleme aletlerinden esinlenerek tasarlamış bu şarjlı diş fırçaları ile mükemmel bir temizlik deneyimi sunuyor. Diş plaklarını temizlemekte manuel fırçalardan çok daha etkili bir sonuç veriyor, ilk kullanımdan sonra bile daha önce sanki hiç bu kadar iyi dişlerimi fırçalamamışım gibi hissettim. Üç boyutlu oynar başlık sayesindeyse normal bir fırçanın yapamayacağı kadar hareket edip, normalde ihmal ettiğimiz ulaşamadığımız yerlere bile ulaşıyor. Fırça başlıkları dişleri tamamen sararak birçok noktaya temas ediyor ve muhteşem sonuçlar almamı sağlıyor.
Ağız bakımına çok önem veren birisi olarak bu benim için en iyi yılbaşı hediyesi oldu. Siz de yeni yılda sevdiklerinize Oral-B şarjlı diş fırçası hediye ederek onları mutlu edebilirsiniz.
Ürünleri incelemek ve yılbaşı indiriminden yararlanmak için tıklayınızBu arada, Burcu Esmersoy'lu videosunu da paylaşmadan duramadım :)


Bir boomads advertorial içeriğidir.

29 Kasım 2015 Pazar

SOYA SOSLU TAVUKLU,SEBZELİ MAKARNA (NOODLE)

 
 



aslında bu tarifi noodle ile yapmayı seviyorum..fakat evde noodle kalmayınca ve canımda isteyince ,çareler tükenmez yeterki iste sloganı ile yola çıkarak SOYA SOSLU TAVUKLU ,SEBZELİ MAKARNA da iştahıma hiab etti.koca bi tabak afiyetle yedim:)

MALZEMELER

1 paket spaghetti makarna veya (noodle kişi sayısına göre)
2 adet kırmızı biber
2 adet yeşil biber
7 adet orta boy mantar
750 gr tavuk göğsü
1 su bardağı soya sosu
1 yemek kaşığı susam
1 tatlı kaşığı fesleğen
1\2 çay bardağı sıvı yağ

YAPILIŞI

öncelikle tavuk göğsümüzü küp küp doğrayıp soya sosuna marine edelim ve diğer hazırlıklarımızı yapana kadar bekletelim.

kırmızı ve yeşil biberimizi boydan ikiye keserek içini temizleyip şerit şeklinde doğrayalım ve 8 yemek kaşığı sıvı yağda biraz kavuralım .tamamen kavurmuyoruz, çünkü mantarıda şerit şeklinde doğrayıp ekleyip kavurmaya devam edeceğiz.kavurduktan sonra içine susam ve fesleğeni ekleyip  iki dakika daha kavurup ocaktan alalım.

makarna veya noodle haşlamaya alalım. tavuk göğsümüzüde bir tencereye alarak kavuralım.tamamen suyunu çekince 7-8 yemek kaşığı sıvı yağ ekleyerek kavurma işlemi bitince,pişen tavuğumuzun içine kavurduğumuz sebze karışımını  ekleyip karıştıralım.
haşlanan makarnamızı süzdükten sonra tavuklu sebze karışımına döküp karıştıralım..afiyet olsun..

NOT: soya sosu tuzlu olduğu için kesinlikle tuz kullanmıyoruz.




 
 
 
 
 
 
 


17 Kasım 2015 Salı

BAZI İNSANLAR DEĞİŞMEZ

 
 
 
Bazı insanlar değişmez.
Kesinlikle değişmezler… Taş olsa çatlar ama onlara bir şey olmaz. Kaskatıdır onlar. Ya değişemediklerinden, bunu beceremediklerinden ya da bencilliklerinden… Ya da benim kafamın basmadığı birçok şey yüzünden… Ama işte, bazı insanlar değişmez…
 
Kırar, döker, hırpalarlar… Bunu bilseler de bahanelerle üstünü örter, kendilerini mağdur ilan eder, asıl hırpalananların kendileri olduğunu ve hatta en çok da kendilerinin kırıldığını söylerler… Bir eşeklik ettiklerini söyleyip, özür de dilerler… Manasız, havada asılı duran, zerre kıymeti olmayan bir özür… Özrün arkasından gelecek olan bellidir onlar için. Aynı hatayı binlerce değişik versiyonu ile yaparlar...
 
Onlar hep kendi hayatları, kariyerleri ve uğraşıları ile yaşamaktadırlar...
 
İnsanları değiştirmek taraftarı değilim… Eş, dost, arkadaş, kardeş, akraba var olduğu haliyle seviliyor zaten ve sonuna kadar tolerans gösterilmek zorunda… İnsan olmanın asıl gayesi bu zaten… Birbirimizin kusurlarını kabullenmekten geçiyor her şey. Kusursuz olmaya ömrümüz da yetmez, gücümüz de… Ama bu sürekli eşeklik edenler yok mu, kendi kusurlarını, başkalarının kusurları ile örtme derdine düşüyorlar bir süre sonra. “Sen de bana bunu yapmıştın!” diye çıkıveriyorlar işin içinden… Başkası ne kadar eşeklik ettiyse, onlar da bu eşeklikte bir adım geri durmak istemiyorlar.
 
Bazı insanlar değişmez işte!
Kendilerini tekrar etmekten sıkılmazlar…
Defalarca kırılan kalplerin aslında onarılmadığını bilmezler…
İnsanın gerçekten affetmesinin pek mümkün olmadığını da anlamazlar.
Hatta insanın onları affettiği zaman kendi kendine nasıl da kızabildiğini bilmezler…
Susmanın artık bıkmış olmanın işareti de olabileceğini akıllarının ucundan geçirmezler…
Sustukça üstüne çıkarlar insanın…
Sustukça tepende zıplarlar…
Sessizliğe o kadar alışırlar ki, konuştuğun anda en büyük suçlu sen olursun… Sustun mu konuşmanı istemezler sonsuza dek. Söz hep onlarındır çünkü.
 
Etrafındakiler için hiçbir şey yapmayan ama kendini bir şey yapıyormuş gibi hisseden, hissettiren, bencilliğin bu en güzel örnekleri hakkında fazla bir şey söylemeye gerek yok. Dünyanın sadece ve sadece kendi etraflarında döndüğünü düşünen, başkalarının tıpkı onlar gibi hissettiğini zanneden kadın ve erkekler aslında kendi karanlık mutluluklarında bir başlarına yaşarlar… Etraflarında birileri varmış gibi… Cismen var olan ama duygusal olarak tüm bağların kopmuş olduğu ilişkilerin baş kahramanlarıdır onlar… Herkesi o koyu renk mutlulukta yaşıyor zannederler… Onlarla mutlu olabilmenin tek yolu, yanlarında bir ölü kadar sessiz olmaktır ve mutluluk sadece onlarındır.
Kendi hallerinin ortaya çıkışından, dillendirilmesinden, yüzlerine vurulmasından, kısaca kendileri ile baş başa kalmaktan o kadar korkarlar ki, en yakınlarını yalnız bırakmayı tercih ederler… Ses olmasın, çıt çıkmasın diye göz göze gelmezler hiç…
 
Onlar vardır ama uzaktadır…
 
Konuşurlar ama cümleleri dağılır gider havada… “He he” denilip geçilen bir türe dönüşürler… Her anlattığınız duvarları dile getirir ama onlar da yepyeni bir ufuk açmaz çünkü… Kendilerine olan sadakatları asla bozulmaz.
 
Başkalarını yalnız bırakırlar ama tek yalnız kalan kendileridir…
 
Bazıları değişmez!
 
Sizi hiç şaşırtmazlar. Bir kez bile umduğunuzun tersinde hareket etmezler.
 
O kadar değişmezler ki varlıklarını bile hissetmezsiniz bir süre… Varlıkları ile yoklukları bir olur… Gitmeleri ve kalmaları arasında tercih yapmak zorunda kalmazsınız ve ama gittiklerinde derin bir huzur bırakırlar geride…
 
 
 

14 Kasım 2015 Cumartesi

ADİO KERİDA

                                                       







30 Ekim 2015 Cuma

FRANSIZ TOSTU

KESİNLİKLE DENEYİN..GÜZEL BİR LEZZET..
çok lezzetli..börek kıvamında yumşak..doyurucu..hafif..


 

Malzemeler:

  • 6 dilim tost ekmeği
  • Sucuk dilimleri
  • Dilimlenmiş kaşar peyniri
  • 2 yemek kaşığı tereyağ
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağ
  • 2 adet yumurta
  • 1 çay bardağı süt
  • 1 tutam tuz
  • 1 çay kaşığı pul biber
  • 1 tutam karabiber

hazırlanışı:

  1. Tost ekmeklerinin  kenarlarını  kesin.
  2. Süt,yumurta,baharatlar,zeytinyağ  ve tuzu bir kap içinde  karıştırın.
  3. Tost ekmeğinin üzerine sucuk ve kaşar  dilimleri koyup  diğer tost ekmeğini  üzerine kapatın  ve ortadan kesin.
  4. Kestiğiniz  tost  ekmeğini  yumurtalı karışıma  bulayın.
  5. Tavaya  tereyağı  alıp ısıtın  ve  eriyince  yumurtaya  buladığınız  ekmek dilimlerini  tavaya  alın.
      6.  tavanıza aldığınız tost dilimlerini arkalı  önlü kızartın ve  servis tabağına  alıp  servis yapın.




                                                        afiyet olsun :)



10 Temmuz 2015 Cuma

PUF PASTA ...






Puf Pasta Tarifi İçin Malzemeler :

Keki İçin:
  • 4 yumurta,
  • 2 su bardağı şeker,
  • 2 çorba kaşığı kakao,
  • 1 su bardağı süt,
  • 1 su bardağı sıvı yağ,
  • 2 su bardağı un,
  • kabartma tozu,
  • vanilya.
Kreması İçin:
  • 75 gr. tereyağı,
  • yarım su bardağı un,
  • yarım kaşık nişasta,
  • 1 su bardağından biraz eksik şeker,
  • 1 paket vanilin,
  • yarım litre süt.
Ayrıca:
  • muz
  • soğuk süt

Puf Pasta Yapılışı

Öncelikle kek malzemelerini bir kabın içerisinde karıştıralım ve kek hamurunu hazırlayıp 175 derece fırında pişirelim.
Kek pişerken biz kremayı hazırlamaya başlayalım. Bunun için;
Margarini, unu ve nişastayı, unun kokusu gidene kadar kavuralım.
Kalan diğer malzemeleri ekleyip kremayı kıvamına gelene kadar karıştıralım ve soğumaya bırakalım.
Keki pişirdikten sonra hafifçe soğutup çay bardağıyla keselim.
Artan kısımları blendırla ufalayıp geniş bir kaseye alalım.
Kestiğimiz kek dairelerinden birini alalım ve soğuk süte batıralım.
Üzerine muz dilimi ve onun üzerine 1 kaşık krema koyalım.
Hazırladığımız pastaları ufalanmış keklerin bulunduğu kasenin içine yerleştirelim ve kremanın etrafını elimizle bastırıp kek parçalarıyla kaplayalım.
Elimize alıp avucumuzla biraz daha düzeltelim. Aynı işlemi tüm diğer kek daireleri için tekrarlayalım.üzerine Hindistan cevizi ekleyelim.
Nefis puf pastamız servise hazır.


 
 





 
 
 
                                                               afiyet olsun :)


SÜTLAÇ ...

 
 
 

Sütlaç Tarifi

Bu tarifimizde sizlere sütlü tatlı tariflerinden sütlaç tarifi ‘ni anlatacağım. Sütlaç isim kökü olarak sütlü aş kelimesinden gelmekte olup, özünde Rumeli tatlısıdır. Bizim mutfağımızın da en önemli sütlü tatlılarından biri olan sütlaç; pirinç, süt ve şeker gibi ana malzemelerden yapılmaktadır. Ayrıca fırın sütlaç çeşidi de bulunmaktadır. Servis yaparken de genelde üzerine tarçın serpiştirilir.
Denediğinizde pişman olmayacağınız bir tarif. Denenmiş ve ölçüsünde bir sütlaç tarifi. Şimdiden afiyet olsun. Verdiğimiz malzemelerden yaklaşık 6 büyük boy kase sütlaç çıkacaktır.

Sütlaç malzemeleri

  • 1 litre süt (süt soğuk olmalı)
  • 1.5 çay bardağı pirinç
  • 1 litre su
  • 2 yemek kaşığı pirinç unu
  • 2 su bardağı toz şeker (damak tadına göre 1 ya da 1.5 su bardağı kullanılabilir)

Sütlaç Tarifi

Sütlaç için önce pirincimizi yıkıyoruz ve tencereye alıyoruz. Üzerine suyu da ekleyerek ocağın altını açıyoruz. Pirinçler suyunu bırakıp, ardından çekene kadar pişiriyoruz ve pirinçler suyunu çekince sütü ekleyip kaynayana kadar pişiriyoruz. Siz de bu arada pirinç ununu 1 su bardağı kadar soğuk su ile karıştırarak ezin. Tenceredeki süt kaynayınca tenceredeki karışımdan 1-2 kepçe alıp ılık pirinç unu karşımına ekleyin ve karıştırıp tekrar tencereye dökün. Bu şekilde 10 dakika kadar pişirmeye devam edin.
Son olarak toz şekeri de ekleyerek karıştırın ve çok olmayacak şekilde (1-2 taşım yeterlidir) kaynatın. Ocağın altını kapatıp hazırladığınız sütlacı kaselere paylaştırın. Soğuduğunda ister buzdolabına alın isterseniz de direk servis yapın. Damak zevkine göre tarçın serperek servise sunabilirsiniz.
 
 
 
 

Sütlaç notları;

Sütlaç tarifini yaparken sütün soğuk olmasına dikkat etmeyi unutmayın. Sütlaç yapmanın püf noktalarından en önemlisi sütünüzün soğuk olmasıdır.
Sıcak günlere denk gelen Ramazan ayında iftar sofralarına en uygun tatlılardan birisi de sütlaç. Hafif olmasının yanısıra lezzetli de olan bu tarifimizi gönül rahatlığıyla deneyebilirsiniz. Ramazanda tadına bakamadığımız için herhangi bir endişe duymanıza gerek yok, tarifimizi birebir deneyebilirsiniz.
                                           
                                                                   AFİYET OLSUN :)
 
                                                          
                                                
 

30 Haziran 2015 Salı

MEYVELİ BUZ KÜPLERİ :)


YAZ İÇECEKLERİNİZ İÇİN HARİKA MEYVELİ BUZLAR YAPMAYA NE DERSİNİZ?



Buzdolabımızın dondurucu bölmesinde her zaman buzlukta buzumuz bulunur..Olur ya lazım olur, kolanın, limonatanın içine yada soğuk bir su için her zaman buz kullanırız.
Ama artık buz kalıplarını da sıra dışı yaparak ağız tadı ve gözlerimiz için ziyafet çekebiliriz.Buz kalıbının aromasını tamamen siz seçebilirsiniz. Nasıl göründüğüne ve tadına hazırladığınız oranlarla siz belirleyeceksiniz. Yazın sıcakları bastırıyor, hararet bastırdığında buz kalıpları bizi serinletmeye yetmeyebilir ama süslü halleri ile en azından gözlerimize ziyafet çektirirler.
Buz kalıpları içecekler içinde  çok şık duruyor bir ara şekilli buz kalıpları çok modaydı şimdi yenebilir çiçekli, meyveli limon dilimli buz küpleri ve dondurulmuş meyve püreleri var.

Büyük boy buz kalıplarının içine sevdiğiniz meyve suyundan bir miktar doldurun. Bunu dondurduktan sonra başka bir meyve suyu dokün ve bunuda dondurun. Bu işlemi kalıplar dolana kadar tekrarlayın. Böylece rengarenk ve lezzetli buzlar elde edeceksiniz.
İsterseniz buz kalıplarının içine meyve parçacıkları ilave edebilirsiniz. Meyve parçacıkları buzlar erirken içeceğinize harika bir tat verecektir. Limonatanız için nane ve limon parçacıkları, sütünüz için çilek ve yaban mersini kullanabilirsiniz.
 


 
 
















Menekşe ve gül yaprağı en bilinen yenilebilir meyve çiçekleri papatya da yenilebilir ama tadı pek hoş değildir :) Zaten  gül ve minik goncalar buz küplerinde çok şık duruyor yapılması gereken sadece buz küplerine su doldururken yaprak ya da çiçekleri eklemek

 

 

                                                   
                                                             en önemlisi içine sevgi koymayı unutmayın  :)


28 Haziran 2015 Pazar

TAVUKLU MANTARLI KREP..

BU LEZZETE BAYILIYORUM...

benim çok sevdiğim lezzetlerden ..konuklarınızada gönül rahatlığı ile sunabileceğiniz bir menü..
bir kişinin rahatça doyabileceği ,yapması gayet basit...



KREP İÇİN MALZEMELER

1 su bardağı süt
1 su bardağı un
1\2 (yarım su bardağı) su
1 çay kaşığı tuz
2 yumurta

YAPILIŞI
malzemelerin hepsini karıştırıp çırpalım,karışım çıvık oluyor...margarinle hafif yağladığımız tavaya bir kepçe karışımdan dökelim iki yüzünü orta ateşte pişirelim.bu ölçüdeki karışımdan ortalama 5-6 krep çıkıyor,kişi sayınıza göre iki katı karışım hazırlayabilirsiniz.

İÇ HARCI MALZEMELERİ

tavuk göğsü(5 kişilik için 1,5 tavuk göğsü yetiyor)
mantar (6 tane orta boy)
1 paket krema(kreması bol sevenler için hepsini koyabilirsiniz yada 4\2-4\3 şeklinde isteğe göre)
1 tatlı kaşığı fesleğen(miktarını isteğe görede ayarlayabilirsiniz)
yarım çay bardağı sıvı yağ
tuz

ÜZERİ İÇİN
rendelenmiş kaşar peyniri

YAPILIŞI
tavuğu fındık büyüklüğünde küp küp doğrayıp ocakta sade şekilde orta ateşte içine yarım çay bardağı su ekleyerek pişirelim.daha sonra ince şekilde halka halka doğradığımız mantarları ekleyerek mantarlarıda pişirelim.suyunu çektikten sonra sıvı yağı ekleyelim 5 dakika daha pişirelim. tavuk ve mantarlarda piştikten sonra kremayı ,tuzu ve fesleğeni ekleyerek  5-6 dakika daha pişirelim.pişirme kağıdı serdiğimiz fırın tepsimize krepleri serelim.yarım daire olacak şekilde tavuk harcını krepin içine koyalım.yarım daire şeklinde krepin iç uç kısmına açılmaması için rendelemiş olduğumuz kaşardan hafifçe yayalım.daha sonra üzerine rendelenmiş kaşar serpelim.kaşarın erimesi için 160 derecede ısıttığımız fırına sürelim.kaşarın eridiğini görünce çıkarabiliriz.sıcak servis yapalım..

sunum yaparken yanına patates kızartması ve mevsim yeşilliklerinden salata harika gidiyor..
mayonez ve ketçap ile yemek ayrı bir güzel..tabi benim için :) afiyet olsun


 



13 Haziran 2015 Cumartesi

ROTAM ÇAMLIDERE... ŞEYH ALİ SEMERKANDİ HZ.(K.S) TÜRBESİ



Hadi dedim EDAYA düşelim yollara,gidip görelim,ziyaret edelim..ruhumuz huzur bulsun,gönlümüz yollarda can bulsun hadi dedim EDAYA...aldığım gibi sırt çantamı,atladım EDAYA  düştüm yollara.uzun zamandır görmek istiyordum ,ziyarette bulunmak istiyordum mübarek zattı...iyiki de gitmişim,öyle çok güzel vakit geçirdim ki,bana derin bir nefes oldu..BEN ve EDA çok keyifli bir yolculuk yaptık..her güzelliği tadında yaşayarak..

                                                            KURTBOĞAZI BARAJI


                      mutlaka yol kenarındaki baraj manzarasında odun ateşinde çay keyfi yapın...

 

 



ŞEYH ALİ SEMERKANDİ HZ. (K.S.)
 Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrinde, Ankara'nın Çamlıdere beldesinde yaşayan büyük velîlerden. 1320 (H.720) senesinde İsfehan'da doğdu. Babasının ismi Yahyâ olup, hazret-i Ömer'e dayanır. Çok zekî ve pek akıllı idi. Küçük yaşda Kur'ân-ı kerîmi ezberledi ve muhtelif kırâatlere göre okumasını öğrendi. Genç yaşında; tefsîr, hadîs, fıkıh ve tasavvuf ilimlerinde pek yüksek derecelere kavuştu. Mekke-i mükerreme, Medîne-i münevvere, Şam, Kudüs, Irak, Semerkand, Çamlıdere gibi pekçok beldelerde İslâmiyeti öğretmek, emr-i mârûf nehy-i münker yapmak, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmek için dolaştı.
 Ali Semerkandî, tahsîlini tamamladıktan sonra, Mekke-i mükerremeye gitti. Kâbe-i muazzamada yıllarca imâmlık yaptı. Orada, insanları Ehl-i sünnet îtikâdına uygun bir îmân ile yaşamaları, ibâdetlerini sünnet-i şerîfe uygun yapabilmeleri için çok çalıştı. Mânevî bir işâret ile Medîne-i münevvereye geldi. Orada Resûlullah efendimizin mübârek türbelerinde yedi sene kadar türbedârlık hizmetinde bulundu. Bir gün rüyâsında, Peygamber efendimizin kerîmeleri Fâtımâ vâlidemizi gördü. Rüyâda; "Yâ Ali! Resûlullah'ın huzûruna git. Seni mânevî evlatlığa kabûl buyuracak!" dedi. Ali Semerkandî uyanınca, hemen Resûlullah'ın mübârek huzûruna koştu. Mübârek kabrinin karşısına geçip, diz üzerinde edeble oturdu. Başını önüne eğerek, murâkabe hâlinde beklemeye başladı. Bir müddet sonra Ravda-i mutahheradan Resûlullah efendimizin; "Buyur yâ Ali! Seni mânevî evlâdım olarak kabûl ettim. Kıyâmete kadar bu mûcizem bâkî kalsın. Yâ Ali! Öyle bir beldeye git ki, fakirlikleri sebebiyle beni ziyâret edemeyen ümmetim, seni ziyâret etsinler. Sen benim evlâdım olduğun için, sana yapılan ziyâreti bana yapılmış gibi kabûl ederim." mübârek sözlerini işitti. Bu sözleri, büyük bir zevk ile dinleyen Ali Semerkandî hazretleri, sevincinden ağladı ve cenâb-ı Hakk'ın verdiği bu nîmetten dolayı şükür secdesi yaptı. Anadolu'ya gitmesi gerektiğini anladı ve hemen harekete geçti.
 Ali Semerkandî, bugünkü Ankara'nın Çamlıdere havâlisine geldi. (Çamlıdere'nin eski ismi Şeyhler olup, bu zâta izâfeten verildi.) Çamlıdere'ye bir derviş kıyâfetinde gelen Ali Semerkandî, oradaki insanların çok fakir olduğunu görerek, işâret buyurulan yerin burası olduğunu mânevî keşf ile anladı. Buradaki insanların irşâdı, Allahü teâlânın emirlerini bildirmek, yasaklarından sakındırmak için yıllarca çalıştı. Pekçok talebeleri oldu. İslâmiyeti yaymak için çalıştı.
 Bulunduğu bölgeye ilk geldiği günlerde, köylülerin sığırlarını otlatacak çobanları yoktu. Arıyorlardı, fakat çobanlığa kimse yanaşmıyordu. Ali Semerkandî hazretlerinin de büyüklüğünü anlamış değillerdi. İnsanların bu sıkıntısını gören Ali Semerkandî onlara; "Sığırlarınızı otlatabilirim. Bu işten dolayı sizden ücret talep etmiyorum." buyurdu. Köylüler bu habere çok sevindiler. Köylerine yeni gelen, herkese dinden îmândan bahseden bu zâta dediler ki; "Biz, sığırlarımızla birlikte, buzağılarını da otlattırmak istiyoruz. Eğer buzağıların, annelerini emmeden otlamalarını sağlarsan memnûn oluruz." O da kabûl etti. Ertesi gün inekleri ve buzağıları bir arada otlatmaya götüren Ali Semerkandî, otlak yerinde sığırlara dönerek; "Ey inekler ve buzağılar! Akşama kadar berâberce otlayınız. Yalnız buzağılar, annelerini emmesin, anneler de yavrularını emzirmesin!" dedi. Bu söz üzerine, akşama kadar inekler buzağılarını emzirmedi. Buzağılar dahî annelerini emmek için uğraşmadı. Akşam merak içinde bekleyen köylüler, ineklerin memelerini süt ile dolu görünce hayretten şaşırıp kaldılar. Böylesini ne işitmiş ne görmüşlerdi. Bunun, Ali Semerkandî hazretlerinin bir kerâmeti olduğunu ve onun büyük velîler arasında yer aldığını anladılar.
 Ali Semerkandî, bir gün kırda sığırları otlatırken, bir kurdun, bir öküzü öldürmek için hazırlandığını gördü. Hemen yanlarına varıp, kurda; "Ey kurt! Bu öküzü öldürmek için kimden izin aldın?" deyince, kurt dile gelip; "Ey Allahü teâlânın sevgili kulu! Bu öküz benim nasîbimdir. Allahü teâlânın izni ile bunu öldürüp yiyeceğim." dedi. O da; "Ey kurt!Öküzün sâhibine durumu anlatayım. Haberi olsun ki, bize bir kabahat bulup dil uzatarak âhiretini yıkmasın. Bugün müsâade et, yarın gel." buyurdu. Kurt, peki diyerek oradan ayrıldı. Akşam durumu öküzün sâhibine anlattı. Fakat öküzün sâhibi, Ali Semerkandî hazretlerinin büyüklüğünü idrâk edemiyenlerden idi. Onun bu anlattıklarının olamayacağını söyleyerek, ertesi gün öküzü yine gönderdi. O gün kurt, yine gelip öküzün başına dikildi. Hâdiseyi tâkib eden Ali Semerkandî, kurdun yanına gelip; "Mâdem ki yiyeceksin, hiç olmazsa derisini delik deşik etme de, sâhibinin işine yarasın!" dedi. Kurt, öküzü öldürüp, derisine zarar vermeyecek şekilde etini yedi. Akşam, öküzün yerine derisinin geldiğini gören öküzün sâhibi, doğruca Ali Semerkandî'nin yanına koşup, durumu sordu. Hâdiseyi öğrenince, inanmayıp Ali Semerkandî'ye uygun olmayan sözler söyledi ve ertesi günü kâdıya şikâyet etti. Kâdı, her iki tarafı dinledikten sonra, Ali Semerkandî hazretlerine; "Şâhidin var mı?" diye sordu. O da; "Orada bu hâdiseyi gören ağaçlar ve kayalar şâhidimdir." der demez, hâdisenin geçtiği bölgeden bir gürültüdür koptu. Kayalar ve ağaçlar harekete geçmiş, kâdı efendinin bulunduğu yere doğru geliyordu. Herkes korkudan kaçmaya başladı. Bunun üzerine Ali Semerkandî hazretleri; "Ey kayalar ve ağaçlar! Olduğunuz yerde durun!" buyurunca, durdular. Kâdı ile dâvacı ve inanmayan kimselerin hayretlerinden akılları gideyazdı. Ali Semerkandî'nin büyüklüğünü kabûl edip, onun talebelerinden oldular.

 Yaz mevsiminde, kadınlar tarlada ekin biçiyorlardı. Oralarda sığır otlatan Ali Semerkandî, namaz vakti girdiği hâlde abdest tâzeleyecek bir su bulamadı. Âsâsını yere vurarak; "Çık, yâ mübârek!" deyince, yerden gövde kalınlığında bir su çıktı. Sular, hızla meyilli arâzide etrâfa yayılırken, kadınlar bağırmaya başladılar: "Su çıkarmanın da zamânı mı? Ekinlerimiz sular altında kalacak..." Bunun yanısıra, Ali Semerkandî'ye hakâret dolu sözler ettiler. O da suyun çıktığı yere bakarak; "Ey mübârek su! Ne çıktığın belli olsun, ne de aktığın!" buyurdu. Bu söz üzerine suyun çıktığı yer, kuyu ağzı gibi olup hareketsiz kaldı.
 O târihlerde Osmanlı pâyitahtı olan Bursa'da bir çekirge âfeti oldu. Her tarafı çekirge kaplamış, mahsûlleri ve çiçekleri harâb etmiş idi. Bu âfetten kurtulmak için, zamânın zirâatçılarından çâre soruldu. Yapılan bütün araştırmalardan bir netice alınamayınca, âlimlere ve velîlere haber gönderildi. Bu çekirge âfetinden kurtulma çâresinin ne olduğu soruldu. Bu haber, Çamlıdere'de yaşayan Ali Semerkandî'ye de ulaştı. Ali Semerkandî hazretleri, dağda asâsıyla çıkardığı sudan bir mikdâr Bursa'ya gönderdi. Bu suyu, zarar veren haşerâtın bulunduğu bölgeye dökmelerini tenbih etti. Suyu Bursa'ya götürdüler. Çekirge âfetinin bulunduğu bölgelere azar azar döktüler, çok kısa bir zaman içinde çekirgeler kayboldu. Mahsûller, bitkiler, çiçekler çekirgelerin istilâsından böylece kurtuldu. Bir rivâyete göre bu su, bir kap içinde yüksek bir yere asıldı. Allahü teâlânın izni ile suyun götürüldüğü yerde sığırcık kuşları toplanıp, bir anda çekirge sürülerini mahvettiler.
 Pâdişâh, Bursa'nın çekirgelerden kurtulmasına vesîle olan Ali Semerkandî'yi Bursa'ya dâvet etti. Ali Semerkandî Bursa'ya geldiğinde, Pâdişâh ona çok izzet ve ikrâmlarda bulundu. Pek fazla iltifât edip, Bursa'da kalmasını arzu etti. Fakat Ali Semerkandî, nâzik bir ifâdeyle Bursa'da kalamıyacağını, bu ümmetin fakir olup, Resûlullah efendimizi ziyârete gidemeyen insanların bulunduğu bölgede kalmak istediğini bildirdi. Bunun üzerine Pâdişâh, bir istekte bulunmasını arzu etti. Ali Semerkandî de; "Çamlıdere havâlisindeki tebanız çok fakirdir. Onları, askerlik ve toprak kirâsı mükellefiyetinden muaf tutmanızı arzu ediyorum." buyurdu. Pâdişâh derhâl bir ferman yazdırarak, bundan sonra Çamlıdere havâlisinde bulunan kimselerin askerlik yapmayacağını ve toprak kirâsının alınmayacağını bildirdi. O günden, İstiklâl Harbi sıralarına kadar Çamlıdere bölgesinden vergi alınmadı ve askere giden olmadı. Bütün pâdişâhlar, o fermana riâyet ettiler. Ayrıca, "Çekirge Suyu" ismi ile meşhûr olan sudan zaman zaman alınarak, çekirgelerin zarar yaptığı bölgelere götürüldü. Bu su; hâlen Çamlıdere'nin kuzeyinde, Gerede'nin doğusunda, Eskipazar'ın güneyinde bulunmaktadır.
 Çamlıdere'de Ali Semerkandî'nin külliyâtında bulunan bu fermânın bâzı maddeleri şöyledir: 1) Çamlıdere'de bulunan müslümanlar, Şeyh Ali Semerkandî hazretlerinin mânevî evlâdlarıdır. 2) Yine bu bölgenin halkına askerlik mükellefiyeti yoktur. 3) Toprak kirâsından muaf tutulacaklardır. 4) Çekirgeleri yok eden Sığırcık suyu, Şeyh Ali Semerkandî ve onun mânevî evlâdlarına âittir... Bu fermân, zaman zaman yenilenmiştir.
 Ali Semerkandî, 1457 (H.862) târihinde Çamlıdere'de vefât etti. Türbesi Çamlıdere kabristanının ortasında bulunmakta, ziyâret edenler, ondan çok feyz almaktadırlar. Türbesinin kapısından girilince tam karşıda olan büyük sandukalı kabir ona, etrâfındaki kabirler de talebelerine âittir.


 

 

ziyaretinizi yaptıktan sonra etrafta dolaşmak öyle huzur verici ki,kendinizle başbaş kalıyorsunuz..


 
 
 


 

sizde belki soluklanmak istersiniz bu meşenin altında,acaba neler konuşuldu burada bir zamanlar diye derin düşüncelere dalarak...






 
 
 
uzaktaki otlayan hayvanların çan sesleri ile etrafı seyre dalmak,hafif esen rüzgar ,ağaçlarda ötüşen kuş sesleri ile dolu ve tüm gürültüden,telaştan uzak bir gün...
 
 
 

 
 
 


 
çıkışta çayınızı için,müzeyide mutlaka gezin....



dönüş yolunda Kızılcahamam a uğramadan olmaz..biraz alışveriş...tabiki Kızılcahamam sucuğu ve etleri,pazarına da uğrayın bahçe sebze ve meyvelerinden alın..


 
tabi Kızılcahamam da köfte yemeden olmaz :))



 
KEYİFLİ VAKİTLER...


ÇAMLIDERE'YE VE ŞEYH ALİ SEMERKANDİ HAZRETLERİNİN TÜRBESİNE  ULAŞIM
ANKARANIN KUZEYBATISINDA 100 KM MESAFEDE BULUNAN ÇAMLIDEREYE İKİ YOLDAN ULAŞIM MÜMKÜNDÜR
     1-ANKARA-İSTANBUL OTOBAN YOLUNU KULLANARAK ULAŞABİLİRSİNİZ
              (OTOBANDAN ÇAMLIDERE GİŞESİNDEN GEÇİLEREK)
     2-E-5 KARAYOLUNU  KULLANARAK ULAŞABİLİRSİNİZ
ANKARA İSTİKAMETİNDEN SIRASIYLA KAZAN VE KIZILCAHAMAM İLÇELERİNİ GEÇTİKTEN SONRA (E-5 KARAYOLUNDA LEVHALARI BELLİ OLUP SOLA DÖNÜLEREK,
İSTANBUL İSTİKAMETİNDEN  İSE BOLU-GEREDE İLÇESİNDEN SONRA İLÇEYE ULAŞILMAKTADIR.
 







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...