4 Ocak 2014 Cumartesi

NEDEN ZEYTİN AĞACI...ZEYTİN AĞACINDA Kİ SIR...



     Zeytin ağacı,4000 yıl öncesine dayanan birçok efsaneye konu olmuş bir ağaçtır.dünya üzerinde yetişen ve yetişmekte olan bütün ağaçların ilki olduğu söylenmektedir.

     Zeytin ağacı toprağa dikildikten sonraki 5 yıldan itibaren 150 yıl boyunca mahsul verir
Zeytin ağacı, çok özel bir ağaçtır. 1000 yaşına kadar yaşayabilir. 3000 yaşında zeytin ağaçları bulunduğu, bazı araştırmacılar tarafından ifade edilir. Zeytin ağacının uzun yaşamı, yapraklarındaki, oleuropein maddesine dayanır. Bu madde, zeytin ağaçlarını, hastalık ve zararlılardan korur. Ayrıca yapraklarından çıkan kalsiyum elenolaten maddesi, zararlı virüs, bakteri ve mantarları yok eder.Zeytin ağacının yetiştirilmesi ve bakımı oldukça zordur. Ama zeytin ağacı, insanoğlunun bu emeğinin karşılığını cömertliğiyle öder…




     Zeytin,kutsal kitaplarda ve birçok efsanede yazılmıştır.cennette iki tane ağaç olduğuna inanılır.bir tanesi incir ağacıdır gerçeği temsil eder,diğeri ise hayatı temsil eden zeytin ağacıdır.islamiyette zeytin dünyanın ekseni,zeytin dalı ise Hz.Peygamber'in sembolü olarak kabul edilir..kutsal çünkü tanesinden elde edilen zeytinyağı,nur misali ışık kaynağını,Hristiyan inanışına göre tufandan sonra biten ilk ağaç zeytin ağacıdır.tanelerinden elde edilen yağ öyle değerli ki,Yahudi krallar gibi Hristiyan rahiplerin de onunla kutsandığı biliniyor.efsanelere göre roma İmparatorluğu'nda zeytin hayatın anlamıdır.
Eski Mısır’da dini ayinlerde arınmak amacıyla zeytinyağı kullanılmış olup Firavunların mezarına zeytinyağı koymuşlardır.

Romalılarda kutsal ekmeğin saklandığı mihrabın aydınlatılmasında zeytinyağı kullanımı şarttı. Yahudilerin Antlaşma sandığı da zeytinyağı ile kutsanmıştır. Yetki güç ve bilgeliğin simgesi olarak kralların başına sürülmüş bu gelenek günümüzde Avrupa krallarının taç giyme törenlerinde hala sürdürülmektedir.

Antikçağ'daki olimpiyat oyunlarında zafer kazanan atletlerin başına zeytin dalından taçlar takıldığını ise hepimiz biliyoruz.Herkül 'ün silahı da zeytin dalındandır.

Kur’an ve İncil’de zeytin sözcüğü birçok kez geçmektedir. Kuranı Kerimde zeytinin incirle birlikte Allah ın insanlara bir hediyesi olarak Sina Dağı’na cennetten indirildiği yazmaktadır. Yine Kuranı Kerimde birçok defa zeytin üzerine yemin edildiği görülmektedir ve zeytin mübarek bir meyvedir..

Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir. (Nur Suresi, 35)

Zeytin ağacı İncil'de kutsal bir bitki olarak geçer. Hz.İsa Peygamberin gökyüzüne çıktığı Zeytin Dağı'nın eteklerindeki "Gethsemane Bahçesi"nde bulunan 8 büyük zeytin ağacının Hz.İsa'nın çarmıha gerilirken dualarına, göz yaşlarına ve ölümüne tanık olduğu, İncil'de yer almaktadır. Bugün halen zamana meydan okuyan bu ağaçlardaki zeytin tanelerinin Hıristiyanlara Hz.İsa'nın göz yaşlarını hatırlattığı söylenmektedir.Hz.İsa'nın çarmıha gerildiği haç bile zeytin ağacındandır. Hıristiyan inanışında ise İsa’ya peygamberlik bu dağda verilmiştir.Musevilerde Mesihin Zeytindağı üzerinden Kudüse geleceğine inanılır.
Hz.Davut,Abşalom'dan kaçarken Kudüs'ün doğusundaki Zeytin Dağı'nın yamaçlarına tırmanmıştır.

İslam inanışında Sırat köprüsü Haram al-Sharif ile Zeytindağı arasında kurulacaktır.Yahudiler ahirette kurulacak olan sırat köprüsünün de zeytin dağı ile Mescid-i Aksa arasına kurulacağına inanıyor.


Zeytinle ilgili geliştirilen bir rivayet de şöyledir…
Hz Adem öleceğini hissettiğinde oğlu Şit’i Allah tan tüm insanları affetmesini dilemesi için cennete gönderir. Cennetin bekçiliğini yapan melek Şit’e Bilgi Ağacından 3 adet tohum verir. Babası Âdem öldüğünde bunları babasının ağzına koymasını ve ağzından çıkarmadan gömmesini söyler. Şit babası ölünce meleğin dediğini yapar. Üç meyveyi Hz Âdem’in ağzına yerleştirerek defneder. Tabor dağına gömüldükten bir süre sonra mezarda üç ağaç yeşerir. Biri selvi biri sedir diğeri ise zeytindir.

Yine bir başka efsane… Zeytin ağacı günlerden bir gün Ege kıyılarını gezerken, yorulup gölgesinde oturan Homeros’un kulağına şöyle fısıldadı: “Herkese aitim ve kimseye ait değilim. Sen gelmeden önce buradaydım ve sen gittikten sonra da burada olacağım.” Gerçekten de öyle oldu. yüzlerce yıl hatta binlerce yıl varlığını sürdürebilir.

Tufan sonrasında, etrafta hayat belirtisinin olup olmadığını öğrenmek isteyen Nuh Peygamber, güvercini salıverdi. Beyaz güvercin bir süre sonra gemiye, yeniden doğuşu simgeleyen bir zeytin dalıyla döndü. O günden bugüne, zeytin dalı taşıyan beyaz güvercin, barışın simgesi haline gelmiştir.

Barışın ,kutsallığın,aşkın,yaşamın,bilginin,asaletin,arınmanın,adaletin,ölümsüzlüğün ve her ölüme yaklaştıkça yeniden dirilişin simgesidir.geç büyüsede kolay kolay ölmez..bu yüzdendir ki kabir başlarına da dikilir,kabirde yatana karşı duyulan saygıyı,sevgiyi,aşkı,kutsallığı,aslında onun ölümsüz olduğunu temsil eder..

sizinde bu dünyada dikili bir zeytin ağacınız,sevdiğinize verdiğiniz bir zeytin dalınız olsun..


 



15 Aralık 2013 Pazar

SÜLEYMAN(as) İLE KARINCA ...RIZIK ALLAH'A AİTTİR..

Süleyman as rüzgarlara,cinlere emreder;kurtların kuşların,bütün hayvanatın dilinden anlardı.bir gün Süleyman as bir karıncayla konuşurken ona,bir yıllık yiyeceğinin miktarını sordu.
karınca:

-bir buğday tanesi yerim ,diye cevap verdi.cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman as karıncayı bir şişeye koyup,yanına da bir buğday tanesi bırakarak şişeyi kapattırdı.
aradan bir yıl geçip bu müddet dolunca,şişeyi açtırdı.bir de baktı ki,karınca buğday tanesinin sadece yarısını yemiş ve diğer yarısını bırakmış.bunun üzerine Süleyman as karıncaya ilk konuşmalarını hatırlatıp sordu.

-senede bir buğday tanesini yediğini söylemiştin.oysa görüyorum ki ancak yarısını yemişsin.bunun üzerine karınca cevap verdi.

-evet doğru,senede bir buğday tanesi yerim.ancak daha önce benim yiyeceğimi Allah verirdi,bende O'na güvenerek bir buğday tanesinin tamamını yerdim.çünkü O hiç kimseyi asla unutmaz ve ihmal etmez.fakat bu işi sen üzerine alınca,''nihayetinde bu aciz bir insandır'' diye düşündüm ve sana pek güvenemedim.'' belki beni unutur da yiyeceğimi ihmal edebilir'' ihtimalini göz önünde bulundurarak,bir yıllık yiyeceğimin yarısını yeyip diğer yarısını ertesi yıla bıraktım.

neticede hafızayı beşer,nisyan ile malüldür.

Allah-ü Teala şöyle buyurdu:''Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki,illa onun rızkı Allah-ü Teala'ya aittir.''

3 Kasım 2013 Pazar

SODALI POĞAÇA


piştikten sonra lezzetli ve oldukça yumuşak olan poğaça tarifi.

malzemeler:1 su bardağı süt,1 su bardağı sıvı yağ,2 yemek kaşığı şeker,bir paket (10 gr) kuru maya,1 şişe soda,bir çay kaşığı tuz,yumuşak kıvamda olacak şekilde alabildiğince un.

ılık süt,şeker,tuz,yağ ve mayayı karıştırıp,içine sodayı döküyoruz ve unu ilave edip,yumşak hamurumuzu elde ediyoruz.hamurumuzu 40 dk.mayalanmaya bırakıyoruz.daha sonra avuç içi büyüklüğünde yuvarlak top haline getirip sade veya peynir, kıyma,patates (isteğe bağlı) koyabiliriz.tepsimize dizdikten sonra aceleniz yoksa 20 dk.tepsi mayasıda olsun isterseniz bekletebilir ve üzerine yumurta sarısı sürüp,170 derecede ısıtılmış fırında 25 dakika pişirin ...





 
 
afiyet olsun
 
 
 

27 Ekim 2013 Pazar

MEYVE KURUSU...MEYVE ÇEREZİ...


  meyveleri mevsiminde taze taze yemek en güzeli ama o lezzetli meyveleri kurutarak çerez niyetine yemekte çok güzel..evde meyveler fazlaca birikip,ben çürüyeceğim diye bağırmaya başladığını gördüğümde ,hemen onları iyice bir yıkayıp dilimledim.sonrada temiz bir örtü üzerinde  güneşe serdim.tabi üzerinede ince bir yazma örttüm toz ,sinek vs.gelmemesi için.

 



  bir kaç gün sonra meyvelerim çerez olarak yenmeye hazır hale geldi.ben elma ,armut,şeftali kuruttum.bu kurumuş meyvelerden meyve çayıda yapabilirsiniz...


 

16 Eylül 2013 Pazartesi

ÜÇ SUAL BİR CEVAP

   


 Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerine inkarcı felsefecilerden bir gurup geldi.bazı sualler sormak istediklerini bildirdiler.bunun üzerine Mevlana Hazretleri bunları Şems-i Tebrizi Hazretleri'ne havale etti.onlarda sorularını sormak üzere kalkıp onun yanına gittiler.
     Şems-i Tebrizi Hazretleri bu esnada mescidde,talebelerine bir kerpiçle teyemmümün nasıl yapılacağını gösteriyordu.gelen bu inkarcı felsefeciler dersin bitiminden hemen Şems-i Tebrizi ye yönelerek üç tane sual sormak istediklerini belirttiler.Şems-i Tebrizi ;''sorun'' buyurdu.onlar hepsinin adına soru sormak üzere içlerinden birini sözcü seçtiler.o da sormaya başladı:
    - Allah vardır diyorsunuz ama gösteremiyorsunuz,varsa gösterinde inanalım.
    bu soru sorulunca Şems-i Tebrizi hazretleri o inkarcı gurubun sözcüsüne:

    -Diğer sorunu da sor buyurdu.o tekrar sordu:

    -Şeytanın ateşten yaratıldığını söylüyorsunuz,fakat ardından da,onun ateşle azab edileceğini belirtiyorsunuz.peki bu nasıl şeydir hiç ateş ateşe azab eder mi?

   Şems-i Tebrizi Hazretleri tekrar:

   -Öbür sorunu da sor,buyurdu.O:

   -Ahirette herkes hesaba çekilecek,yaptıklarının karşılığını görecek diyorsunuz.şu insanları bıraksanız da canları ne istiyorsa onu yapsalar.bundan dolayı bir hak mı olurmuş!dedi.

    Bunun üzerine Şems-i Tebrizi Hazretleri,talebelerine teyemmüm tarif ederken kullandığı elindeki kuru kerpici,soru soran adamın başına vurdu ve onların sorularınada cevap vermedi.
    Soru sormaya gelen bu inkarcılar buna çok içerleyip,derhal zamanın kadısına gittiler ve şikayet ederek davacı oldular.sözcüleri şikayetini dile getirip:

    -Ben soru sordum,fakat o kerpiçle başıma vurdu ve canımı yaktı,dedi.

      Kadı efendi şikayet üzerine Şems-i Tebrizi Hazretleri ni mahkeme etmek zorunda kaldığı için çağırttı ve suçlamaya cevap vermesini istedi.bunun üzerine Şems-i Tebrizi mahkemeye gelip kadıya:

     -Bana soru sordular,ben de onlara cevap verdim,buyurdu.

     Kadı efendi:
     -Soru soranın kafasına kerpiçle vurmuşsun ama cevap verdim diyorsun,bu nasıl cevaptır?diye sordu.

      Bunun üzerine Şems-i Tebrizi Hazretleri şöyle anlattı:

     -Efendim,bana Allah-ü Teala'yı göster de inanayım,dedi.şimdi bu felsefeci,başının ağrıdığını,canının yandığını idda ediyor,acıyı göstersin de inanalım.

     İnkarcıların sözcüsü atılarak:
    -Efendim,elbette canım acıdı ama acıyı nasıl göstereyim?

     Şems-i Tebrizi Hazretleri şöyle cevap verdi:

   -Allah-ü Teala da vardır,fakat gösteremezsin.Zatıyla değil,eserleriyle gözükür.

   Yine bunlar felsefe yaparak; ''şeytan ateşten yaratıldı,ateşle nasıl azab edilecek?'' diye sordular.ben de buna toprakla vurdum.toprakta onun başını acıttı.halbuki onun bedeni de topraktan yaratılmış olmasına rağmen,toprak canını acıttı.işte şeytanın ateşle azab edilmesini de böyle anlamak lazımdır.yine bunlar dediler ki: ''bırakın herkesin canı ne isterse yapsın.bundan dolayı bir hak olmaz.'' madem öyle,benim de canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum.şimdi niçin hakkını arıyor?aramasa ya!.. demek ki,bu dünya hayatında bile küçük bir mesele için hak aranıyorsa,o sonsuz olan ahiret hayatında elbette hak aranır.

     Allah-ü Teala şöyle buyurdu:

  ''Biz,sizi boş yere (hikmetsiz ve gayesiz olarak) yarattığımızı ve sizin hakikatten bize geri döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? '' Mü'minun Suresi:115

  ''Biz göğü,yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık.O,kafirlerin zannıdır.Onun için vay ateşe girecek olan inkarcıların haline!'' Sad Suresi:27





   

12 Eylül 2013 Perşembe

ALYANS NEDEN BAŞKA PARMAKLARA TAKILMAZ??





      Evlilik yüzüğünün takıldığı parmağa yüzük parmağı denir.bu en eski geleneklerden biridir.peki,tarihi bu kadar eski olan alyans takma geleneğinin Mısır dan çıktığını biliyor musunuz??ve neden o parmağa takıldığını?

      Evlilik yüzüğünü ilk defa eski Mısır Kraliçesi Nefertiti takmıştır.o yıllardaki tıbbın ne kadar ilerde olduğu ayrı bir tartışma konusudur ama yüzyıllar sonra anlaşılmıştır ki direkt kalbe giden tek damar evlilik yüzüğünü taktığımız parmaktadır.başka hiç bir parmağımızdan direk kalbe giden damar yoktur.Nefertiti yapmış olduğu bu hareketle eşine kalbine giden yolun onun tarafından bağlandığını göstermek istemiştir.ve bu gelenek hiç bozulmadan günümüze kadar ulaşmıştır.



11 Eylül 2013 Çarşamba

PAÇANGA BÖREĞİ

                                                            
                                                                           MALZEMELER

 

domatesin kabuklarını soyup(çok sulu ise suyunu biraz alıp)ince ince doğruyoruz,yeşil biber ve maydanozuda ince ince doğruyoruz.kaşarı rendeliyoruz ve pastırmayıda doğrayıp hepsini karıştırıyoruz.üçgen şeklinde kestiğimiz yufkamıza bir yemek kaşığı koyup sigara böreği gibi sarıyoruz.kızgın yağda kızartıp,sıcak servis yapıyoruz.

 

 

 
  
DİPNOT: ben böreğimi bir gün sonra kızarttım,harika oldu.kızarmış halinin resimlerini çekmek aklıma geldiğinde börekler bitmişti :)daha önceden sarıp derin dondurucuda saklayabilirsiniz.

AFİYET OLSUN




7 Eylül 2013 Cumartesi

KAHVENİN HATIRI..


GEL BİR KEYFE İÇELİM...

     kimi zaman dertleşmek ,kimi zaman hoş sohbet,kimi zaman hayal kırıklıkları,kimi zaman mutluluk kahkahalarıdır bir fincan kahve..bir kahve içimi vaktimiz olur genelde,''sen koy ocağa ,bol köpüklü olsun hemen geliyorum ''dur kahve...dar vakittir ama o dar vakte neler sığdırırız bir fincan kahveyle..
                                                    kokusu ,tadı,hatırı paha biçilemezdir...

  
KAHVEYİ İLK BULAN??

Kahve rivayete göre Veysel Karani(k.s)develerini otlattığı bir gün,etrafına mis kokular saçan beyaz çiçekli bir bitkiyle karşılaşır.bir müddet sonra beyaz çiçekler,oval şeklinde çekirdeği olan bir meyveye dönüşür.yeşil yapraklarının arasında siyah bir inci gibi görünen taneler,tadına bakmak istediğinde Üveys'e çok acı gelir fakat o gönülden teslimiyetle ''Allah her bir nimeti bir fayda için yaratmıştır'' der ve dalından koparıp kor ateşin üzerine bırakır.ateşte kavrulunca acılığı giden taneler,etrafına mis gibi bir koku saçar.insanı mest eden bu güzel kokulu meyvenin tadına tekrar bakmak isteyen Veysel Karani,doyumsuz lezzetinin yanı sıra aklına berraklık verdiğini de hisseder.çiğnerken büyük keyif duyduğu bu bitki için '' Mademki yiyeni keyiflendiriyor o zaman bunun adı  ''KEYFE'' olmalıdır '' der.Veysel Karani'ye istinat edilen bu efsaneden sonra ''KEYFE'' sözcüğünün zamanla yerini kahveye bıraktığı söylenir.  

 

KAHVENİN ANAVATANI ??

Anavatanı  hakkında pek çok farklı rivayet olmakla birlikte,yaygın görüşe göre Hindistan 'dan başladığı yolculuğuna,Yemen ve Arabistan'da  devam eder ve sonunda Anadolu insanıyla buluşur.Osmanlı nın engin mutfak kültürü içinde önemli bir yer bulur kendine.kütahya porselenlerinden yapılma ince işlemeli fincanlar içinde sunulurken Osmanlı nın göz bebeği,siyah incisi olmuştur.kahve fincanları elden ele dolaşırken gönülden gönüle yol bulur.
Ve; ''Gönül ne kahve ister ne kahvehane,Gönül bir dost ister kahve bahane''dedirtir..
tadına doyum olmadığından ibrikle,güğümle pişirilir.hem pişirilişi hem de sunumundaki zerafet nedeniyle dünyanın dört bir yanında adına TÜRK KAHVESİ dedirtir...

 
 

 
 

kırk kadem yoldan dahi duysam beni bir hoş eder,
kavrulurken,çekilirken rayihası kahvenin ...            

 sabah kahvesinin yeri bir başkadır.kahvenin hikmeti yemekten sonra içilmesindendir..içilen kahveler sohbetler ve ardından fallarada bakılınca keyifler bütün olur
        velhasıl fal bakan uydurur,uydurdukça kendince yakıştırır.geriye hoş sohbetin adı kalır.


Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir...  


DOSTLARLA içilen kahve : NEŞE'dir..! Kahkahalar KÖPÜKLER üzerinde yüzer..!


 




 
 

 Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir.. . Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.

 

ANNEYLE içilen; hadi bir sohbet ederken kahve içelim : GÜÇ'tür..! Köpüğünde ANNE ŞEFKATİ vardır, TELVESİNDE hayatın yorgunluğu..!

BABA ile içilen kahve : SEVGİ dir..! Az şekerli, HEP BENİMLE OL'dur telvesi..!

 EŞLE; hadi bir kahve içelim : HUZUR'dur..! Köpüklere GÜVEN karışır, dudağının kenarına hafif bir TEBESSÜM kondurur..!


 

 Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını... 



 Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır... Acıdır tadı...köpüğünde ,telvesinde gözyaşı kokar. Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...  

 

 Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı  kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın. .. ferahlıktır!!!  


BEKLEMEDİĞİN bir anda gelen kahve : BAŞKA'dır..! Isıtıverir içini..!


 


 

kahve değildir artık o sizin için..arkadaştır,yoldaştır,sığınaktır,sevinçtir,tokluktur,''oh be dünya varmış''tır ,hasrettir,hayaldir,düşüncedir,sakinliktir,hayat koşuşturmacasına kısa bir moladır..bunca şeye rağmen onun adı sadece kahve dir.. yani o kadar sadedir.

Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama icilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadlari degişir...
Her kahve aynı değildir bu yüzden...

 



İçildiği kahve fincanının zerafeti sahibinin zerafetindendir...Tadındaki lezzet yapanın ruhundaki inceliktendir...














Bir kahve içecek zamanımız olsaydı
Hayatın riyasız resmini çizerdim sana
Belki şiir söylerdim
Gözlerini kıskanırken çiçekler
Ben geceyi dinlerdim.

Bir kahve içecek zamanımız olsaydı
Kırk yılın hatrını sorardım sana
Hem aşka, hem hayata bir şerh düşerdim
Gözlerinle kavrulmadan kainat
Eriyerek için için pişerdim.

Bir kahve içecek zamanımız olsaydı
Hiç konuşmadan sus-pus bakardım sana
Gecenin karanlığı utanırdı yanında
Yüzlerce güneşi doğdururdun sen
Bir tek gülüşünle; hemen, anında

Bir kahve içecek zamanımız olsaydı
Belki vuslatı anlatırdım sana, vuslatı
Biz mi kahve içerdik kahve mi bizi
Dudağımda titrek titrek bir dua:
“Allah’ım bırakma ellerimizi”

Bir kahve içecek zamanımız olsaydı
O gece içimi dökerdim sana
Yüreğimde kor ateşin işi ne
Gözlerime doğru uçsun turnalar
Alışır mıyım ki ben gidişine

Bir kahve içecek zamanımız olsaydı
Gökteki yıldızları toplardım sana
Ne mehtap kalırdı, ne ay
Bir kahve içecek zamanımız olmadı
Neye sayarsan say! 





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...