14 Mayıs 2016 Cumartesi

İSTANBUL GEZİSİ 1.GÜN/2.BÖLÜM

İSTANBUL 1.GÜN

Alman Çeşmesi,Dikilitaş ve meydanda vakit geçirdikten sonra

SULTANAHMET CAMİİ


İstanbul gibiyim..
                                                                              Sağ tarafım "Sultan Ahmet" gibi hür,
                                                                              Sol tarafım "Ayasofya" gibi işgal..
  

17.Yüzyılın önemli eserinden biri olan Sultanahmet Camii, Mimar Sinan’ın yapı anlayışı içinde inşa edilmiş bir şaheserdir. Sinan’dan sonra Türk mimarlığının meşalesini ele alan Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’nın ellerinde yükselmiştir.

Bilindiği gibi caminin banisi Sultan I.Ahmet genç yaşta, henüz 14 yaşında iken Osmanlı tahtına ( 1603 tarihinde) 14.hükümdar olarak oturmuş ve 14 yıl saltanat sürdükten sonra 1617’de 28 yaşında vefat etmiştir.

Nasıl bir eser?
Ayasofya'yı yaptıran Justinianus onunla Hz. Süleyman'ın Kudüs'te yaptırdığı mabedi aşmak istemişti ve aşmıştı. Süleymaniye'yi yaptıran Sultan II. Selim, Ayasofya'yı aşmak istemişlerdi ve aşmışlardı. Simdi de Sultan I. Ahmed onları aşacak bir cami yaptırmak istiyor, fakat atalarına saygısızlik etmemek için, sadece Ayasofya'yı aşacak bir cami yaptırmak istediğini söylüyordu.Sultan Ahmed, yeni bir cami yaptırmaya karar verdikten sonra, uygun bir yer aranmasına başladı. Teklif edilen birçok yer arasında padişah bugünkü yerini beğendi. Fakat o yıllarda burada Sokollu Mehmet Paşa sarayı vardı ve sarayın satın alınması, yıktırılması, çevresinin iyice açılmasi gerekiyordu. Padişah, Ayşe Sultan'a, ''Otuz yük dinar halis ayar altın'' göndererek sarayı satın aldı.Yeni camiyi gerçekleştirme işi, mimarliği gibi sedefkarlığı ve musikişinaslığı ile de büyük ün yapmış olan mimarbaşı Mehmet Aga'ya verildi.

Padişah toprak taşıdı
Artık temel atma zamani gelmisti. 1609 yılının güneşli bir gününde, başta padişah olmak üzere, devlet erkanı inşaatın yapılacağı yere geldi.1018 yılı recep ayının 9.perşembe günü. (Bugünkü takvimle 1609 yılı olduğu kesinde ayı yaklaşık olarak ekim başı oluyor) Temeline ilk kazmayı bizzat Sultan Ahmet Han vurdu. Bu kazma bugün Topkapı Sarayı müzesindedir.  Aynı yüzyılda yaşayan Evliya Çelebi, temel atma merasimini şöyle anlatiyor: ''…Cümle üstad mimar ve mühendisler toplanip, Üsküdarli Mahmut Efendi'nin ve üstadimiz Evliya Efendi'nin dualari ile esasinin kazılmasına başladı. Evvela Sultan Ahmed Han, eteğine toprak doldurupp, ''Ya Rab! Ahmed kulunun hizmetidir, kabul eyle'' deyüp, amelelerle birlikte temelden toprak taşıdı…'' Padişahtan sonra Şeyhülislam Mevlana Mehmed Efendi, Şeyh Mehmud Efendi, Veziriazam Murad Paşa ve diğer vezirler, ulema, kadıaskerler ellerine kürekler alarak toprak taşımış, harç koymuslardı. Bu sırada kurbanlar da kesilmişti. İnşaat çalısmalarına sembolik olarak ordu da katılmış, birgün sipahiler, birgün yeniçeriler toprak taşımada çalışmışlardı. Vezirler, devlet erkanı kendi adamlarını göndermiş, halktan birçok gönüllü çalışmalara katılmış, bölece İstanbullular, çağlar boyu övüneceğimiz bir eserin meydana gelmesi için hizmet etmişlerdi.

Caminin tamamlanması ise 1026 hicri yılı Cuma Del-ahiresi ayının 4.günü bugünkü takvimle 9 Haziran 1617 etmektedir. Böylece inşaat 7 yıl 5 ay 6 gün sürmüştür.Cuma günü, başta padişah olmak üzere, devlet erkanı bu defa açılış merasimi için aynı yere geldi. Cami yanına kurulan otağlarda davetlilere büyük bir ziyafet verildi. Açılış dualarla yapıldı.


Cami, Medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve Türbe’den oluşan külliyenin merkez yapısı olup bir dış avluyla çevrelenmiştir. Camii duvarları ile              sınırlanan ibadet alanı biçim olarak kareye yakın bir dikdörtgendir. 53.50x49.47 (2.646 m2) metrekaredir. Sultanahmet caminin içi dört yapraklı yonca planına sahiptir. Dört fil ayağı çok etkilidir.


                  Ana kubbe 43 metre yüksekliğinde ve 23,5 m çapındadır. Bu ölçüler Mehmet ağanın bir mühendis olarak  kabiliyetini gösterir.  Caminin içi çok mahirane yerleştirilen 260 pencere sayesinde ferah bir  havaya bürünmüştür. Pencerelerin yerleştiriliş şeklinden dolayı büyük kubbe sanki havada asılı gibi durmaktadır. 





Sultanahmet Camiinde İznik ve Kütahya atölyelerinin 16.yy sonu ve 17.yy başı ürünleri olarak her biri 16- 18 akçeye satın alınmak üzere 21043 adet çini kullanılmıştır. Beyaz zemin üzerine çeşitli renklerle meydana getirilen panolardaki selviler, laleler, sümbüller, narçiçekleri, Rumiler, üzüm salkımları, Sultanahmet Camii’ndeki güzelliği sağlayan ve ancak Türk çiniciliğine mazhar olan varlıktır. Sultanahmet Camiinde 50 den fazla muhtelif desende çini bulunmaktadır.




İlki bu camide yapılan hünkâr kasrıdaha evvel cami dâhilinde, padişahın namaz kılması için yapılan hünkâr mahfiline ilk defa bu camide, namaz öncesi ve sonrasında padişahın istirahat etmesi maksadıyla bir köşk ilave edilmiştir. Sonraları benimsenerek birçok sultan camisinde uygulanan bu köşk, cami içindeki hünkâr mahfiline kolayca geçilebilecek köşelerde veya caminin ön cephesinde inşa edilmiştir.Padişahın namaza geçmeden biraz dinlenmesi için yapılan bölüme Kasr-ı Hümayun denir. Sultanahmet Camisi’nde de bu bölüm bulunur

Caminin mermer döşemeli iç avlusu 26 sütunun üzerine oturtulmuş 30 kubbeyle örtülü revakla çevrilidir. Avlunun ortasında altı sütunlu şadırvan vardır.



Niçin 6 minare?

İstanbul'da meydana gelen her büyük olay, her büyük eser, İslam dünyasını yakından ilgilendiriyor ve başlıca konu ediliyordu. Sultanahmet Camii'nin yapılması da hayranlıklar, geniş yankılar uyandırdı.Fakat Imparatorluğun bazı eyaletlerinden itirazlar da geldi. Itiraz da geldi. Itiraz edenler, ''camiye altı minare yapılması kabe'ye saygısızlık olur'' diyorlardı. Çünkü o zamanlar altı minaresi olan tek mabed Mekke'de idi.Padişah bu meseleyi bütün Islam alemini memnun edecek bir şekilde halletti: Mekke'ye yedinci minareyi yaptırdı. Sultanahmet minarelerinin dördü üçer, ikisi de ikişer şerefelidir.

Sultanahmet Camisi, aynı zamanda Türkiye’nin 6 minareli tek selatin camisi olma özelliğini de taşıyor.
Caminin 6 minaresi olmasına ilişkin aktarılan bir efsane şöyle: ”Dönemin padişahı I. Ahmet, minareleri altından yaptırmak istemiştir ancak kaplamada kullanılacak olan altının değeri padişahın bütçesini fazlasıyla aşınca, caminin mimarı Sedefkar Mehmet Ağa bu emri güya yanlış işiterek ‘altın’ sözcüğünü ”altı” yaparak camiyi 6 minareli inşa ettirmişt.



Dağ gibi yüce, kuş gibi hafif
Dünyada, çok yönlü olan sanatkarlarin hiçbiri çok yönlülüğünü, aynı eserde gösterememiş, ama Mehmed Aga, bunu basarmistir.Baska mabedlerde, hafif hüzün veren losluk yerine, Sultanahmet'de çoskulu iç aydinliginin huzur gagitarak disa vurusunu görüyoruz. Sedefler, çiniler bahar güzelligi yansitiyor ve yasatiyor. 260 pencerenin renkli camlarindan süzülen isik içeriye siir gibi, beste gibi doluyor. Essiz güzellikte çinilere yansıyarak, insani akvaryum renginde bir rüya alemine sokuyur, en tatli seslerle anlamli misralara cagrisim yaptiriyor…Insan orada hem dünyalara sigmayacak kadar büyüyür, hem de bir kus gibi hafifliyor. Zaten Sultanahmet, büyük boyutlarina ragmen, uçmaya hazir bir sülün gibi durmaktadir. Sanirsiniz az sonra, füze gibi, uzay kanatlari gibi, slti minaresiyle, Marmara'nin mavisinden gögün mavisine dogru süzülecek, süzülecek…Her büyük sanat eseri insani etkiler. Ama Sultanahmet hepsinden daha çok, daha coşturucu, bütün hüzünleri giderici bir tesir yapıyor. Saygı ve övünme duygusu da veriyor.



Avlunun batı girişinde, demirden ağır bir kordon bulunmaktadır. Bu kordon, avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmamak için eğmesini gerektiriyordu. Bu durum da padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amaçlı sembolik bir eylem olarak kabul ediliyordu.







Caminin mihrabı,minberi,hünkar mahfili de ayrı ayrı birer sanat yapıtıdır içi çiçek motifli çinilerle kaplı olan mihrap mermerden yapılmış,üzerinde servi motifleri bulunan sütuncuklarla bezen-miştir.Geometrik geçmeli ve kabartmalı olan minber altın yaldızlıdır.Altın yaldızlı çinileri,sedef kakmalı kapısı ve ince duvar işlemesiyle hünkar mahfili bir başyapıttır.


Caminin duvarları ikinci pencere sırasına kadar,mavi rengin egemen olduğu İznik çinileriyle kaplanmıştır.Fil ayaklarının yarıdan yukarısı ile kemerlerin,pandantif denen küresel üçgen biçimindeki yüzeylerin,yarım kubbelerin ve büyük kubbenin içi de mavi rengin egemen olduğu kalem işleriyle bezenmiştir.Çinilerde lale,sümbül,karanfil,kıvrık dal gibi çok çeşitli motifler vardır.Çoksayıda pencerenin sağladığı aydınlık ortamda mavi rengin egemen-liği caminin içine etkileyici bir görünüm kazandırmış,Avrupalılar'ıncamiye ''Mavi Cami'' adını takmasına yol açmıştır.

Bina, dışarıdaki gün ışığını, içerisine 260 pencereden aktarır.








Avizeler birer hazine idi
Evliya Çelebi, Sultanahmet'teki avizelerin, yapıldığı yıllarda, oradaki çiniler kadar güzel ve değerli olduğunu söyle anlatıyor: ''…Bu camide asılı avizeler yüz Mısır hazinesi değerindedir. Çünkü Sultan Ahmed Han, ecdadından beri toplanan kıymetlı eşsiz cevahirleri, dört diyardan gelen çok değerli hediyeler buraya koymuştur..Mesela, Habeş veziri Cafer Paşa camiye altı adet zümrüt kandil göndermiştir ki, herbir kandil altışar okka ağırlıkta idi. Altısı da mücevherli altın zincirlerle asılmıştır.. Ayrıca bu camide öyle çok ve değerli kitaplar vardir ki, İslam diyarındaki öteki padişah camilerinin hiçbirinde bu kadar çok güzel ve değerli kitap görülmemistir..''









Sultanahmet'in dış avlusunda, birinci kapının altında bulunan sebil kitabesi



İşte o kitabelerde yazanlar:Hayr eden dâr-ı na’im içre ebed mesrur ola

Yazılıp a'mâl-i hüsnü deftere, mestur ola

Câmi’-i Han Ahmed’in bânî-i â’lî-meşrebi

Hazret-i mi’mârbaşı âhiri ma’mur ola

Kim Muhammed’dir onun nâmı ve â’lî himmeti

Etdi bu ra’nâ binâyı, haşre dek meşhur ola

Olmamıştır, dahî olmaz böyle bir â’lî binâ

Bir eser konmuştur ki, dem-be-dem mezkûr ola

Sene 1026

Günümüz Türkçesi ile: “Hayır, işleyen kimse Na’im  cennetleri içinde edebiyyen sevinçli, mutlu olsun
Güzel amelleri, işleri amel defterine yazılıp, kaydedilsin. Bu câmi’yi ahlakı, âdeti pek yüce olan I.Ahmed Han ve sonra mimarbaşı hazretleri imar etmiştir. Ki mimarın adı Muhammed’dir  ve camiyi yapmada gayreti pek büyüktür. Gayreti ve çalışmasıyla bu güzel binayı yaptı, kıyamet gününe kadar meşhur olsun. Böyle büyük, yüce bir bina daha önce yapılmamıştır ve yapılamaz. Ortaya öyle Bir eser konmuştur ki, bu dünyada her vakit ve an dillerde dolaşsın, zikredilsin.

                                                               BİZ GİBİ :)





 o büyülü ortamdan çıkıp mis gibi havada dondurma yememek mümkün mü?? helede Tuana dondurmayı görmüşken :)



sağolsun  Ramazan resim çekme gibi :)) şapka tutma,çantaları tutma,bekleme konusundada iyiydi :) Süperman Rambo :))




oturup Sultanahmetle Ayasofya arasına bir gün boyunca bu iki şaheseri izlemek isterdim doya doya..hayran kalıyorsunuz gördüklerinize.öyleki şuan kaçıncı yüzyılda olursak olalım,teknoloji ne kadar ilerlemiş olursa olsun,ne kadar yeni görkemli yapıtlar yapılırsa yapılsın geçmiş tarihimizin yapıtlarının yerini asla tutmuyor.kim bilir belkide onların taşıdığı maneviyattan, bize hissettirdiklerinin bambaşka olmasındandır...




NOT:Camii de ibadet edebiliyorsunuz,camii avlusunda wc-abdest alma yeri var.girişte etek,baş örtüsü görevliler tarafından veriliyor çıkarken tekrar bırakıyorsunuz.ibadet giriş kapısı ve turistlerin giriş kapısı ayrı.turistlerinde camiiye giriş adabına uyması gerkiyor.









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...