14 Mayıs 2016 Cumartesi

İSTANBUL GEZİSİ 1.GÜN/2.BÖLÜM

İSTANBUL 1.GÜN

Alman Çeşmesi,Dikilitaş ve meydanda vakit geçirdikten sonra

SULTANAHMET CAMİİ


İstanbul gibiyim..
                                                                              Sağ tarafım "Sultan Ahmet" gibi hür,
                                                                              Sol tarafım "Ayasofya" gibi işgal..
  

17.Yüzyılın önemli eserinden biri olan Sultanahmet Camii, Mimar Sinan’ın yapı anlayışı içinde inşa edilmiş bir şaheserdir. Sinan’dan sonra Türk mimarlığının meşalesini ele alan Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’nın ellerinde yükselmiştir.

Bilindiği gibi caminin banisi Sultan I.Ahmet genç yaşta, henüz 14 yaşında iken Osmanlı tahtına ( 1603 tarihinde) 14.hükümdar olarak oturmuş ve 14 yıl saltanat sürdükten sonra 1617’de 28 yaşında vefat etmiştir.

Nasıl bir eser?
Ayasofya'yı yaptıran Justinianus onunla Hz. Süleyman'ın Kudüs'te yaptırdığı mabedi aşmak istemişti ve aşmıştı. Süleymaniye'yi yaptıran Sultan II. Selim, Ayasofya'yı aşmak istemişlerdi ve aşmışlardı. Simdi de Sultan I. Ahmed onları aşacak bir cami yaptırmak istiyor, fakat atalarına saygısızlik etmemek için, sadece Ayasofya'yı aşacak bir cami yaptırmak istediğini söylüyordu.Sultan Ahmed, yeni bir cami yaptırmaya karar verdikten sonra, uygun bir yer aranmasına başladı. Teklif edilen birçok yer arasında padişah bugünkü yerini beğendi. Fakat o yıllarda burada Sokollu Mehmet Paşa sarayı vardı ve sarayın satın alınması, yıktırılması, çevresinin iyice açılmasi gerekiyordu. Padişah, Ayşe Sultan'a, ''Otuz yük dinar halis ayar altın'' göndererek sarayı satın aldı.Yeni camiyi gerçekleştirme işi, mimarliği gibi sedefkarlığı ve musikişinaslığı ile de büyük ün yapmış olan mimarbaşı Mehmet Aga'ya verildi.

Padişah toprak taşıdı
Artık temel atma zamani gelmisti. 1609 yılının güneşli bir gününde, başta padişah olmak üzere, devlet erkanı inşaatın yapılacağı yere geldi.1018 yılı recep ayının 9.perşembe günü. (Bugünkü takvimle 1609 yılı olduğu kesinde ayı yaklaşık olarak ekim başı oluyor) Temeline ilk kazmayı bizzat Sultan Ahmet Han vurdu. Bu kazma bugün Topkapı Sarayı müzesindedir.  Aynı yüzyılda yaşayan Evliya Çelebi, temel atma merasimini şöyle anlatiyor: ''…Cümle üstad mimar ve mühendisler toplanip, Üsküdarli Mahmut Efendi'nin ve üstadimiz Evliya Efendi'nin dualari ile esasinin kazılmasına başladı. Evvela Sultan Ahmed Han, eteğine toprak doldurupp, ''Ya Rab! Ahmed kulunun hizmetidir, kabul eyle'' deyüp, amelelerle birlikte temelden toprak taşıdı…'' Padişahtan sonra Şeyhülislam Mevlana Mehmed Efendi, Şeyh Mehmud Efendi, Veziriazam Murad Paşa ve diğer vezirler, ulema, kadıaskerler ellerine kürekler alarak toprak taşımış, harç koymuslardı. Bu sırada kurbanlar da kesilmişti. İnşaat çalısmalarına sembolik olarak ordu da katılmış, birgün sipahiler, birgün yeniçeriler toprak taşımada çalışmışlardı. Vezirler, devlet erkanı kendi adamlarını göndermiş, halktan birçok gönüllü çalışmalara katılmış, bölece İstanbullular, çağlar boyu övüneceğimiz bir eserin meydana gelmesi için hizmet etmişlerdi.

Caminin tamamlanması ise 1026 hicri yılı Cuma Del-ahiresi ayının 4.günü bugünkü takvimle 9 Haziran 1617 etmektedir. Böylece inşaat 7 yıl 5 ay 6 gün sürmüştür.Cuma günü, başta padişah olmak üzere, devlet erkanı bu defa açılış merasimi için aynı yere geldi. Cami yanına kurulan otağlarda davetlilere büyük bir ziyafet verildi. Açılış dualarla yapıldı.


Cami, Medrese, Daru-l Kurra, Muvakkithane, Sıbyan Mektebi, Arasta, Hamam, İmaret, Darü’ş-şifa ve Türbe’den oluşan külliyenin merkez yapısı olup bir dış avluyla çevrelenmiştir. Camii duvarları ile              sınırlanan ibadet alanı biçim olarak kareye yakın bir dikdörtgendir. 53.50x49.47 (2.646 m2) metrekaredir. Sultanahmet caminin içi dört yapraklı yonca planına sahiptir. Dört fil ayağı çok etkilidir.


                  Ana kubbe 43 metre yüksekliğinde ve 23,5 m çapındadır. Bu ölçüler Mehmet ağanın bir mühendis olarak  kabiliyetini gösterir.  Caminin içi çok mahirane yerleştirilen 260 pencere sayesinde ferah bir  havaya bürünmüştür. Pencerelerin yerleştiriliş şeklinden dolayı büyük kubbe sanki havada asılı gibi durmaktadır. 





Sultanahmet Camiinde İznik ve Kütahya atölyelerinin 16.yy sonu ve 17.yy başı ürünleri olarak her biri 16- 18 akçeye satın alınmak üzere 21043 adet çini kullanılmıştır. Beyaz zemin üzerine çeşitli renklerle meydana getirilen panolardaki selviler, laleler, sümbüller, narçiçekleri, Rumiler, üzüm salkımları, Sultanahmet Camii’ndeki güzelliği sağlayan ve ancak Türk çiniciliğine mazhar olan varlıktır. Sultanahmet Camiinde 50 den fazla muhtelif desende çini bulunmaktadır.




İlki bu camide yapılan hünkâr kasrıdaha evvel cami dâhilinde, padişahın namaz kılması için yapılan hünkâr mahfiline ilk defa bu camide, namaz öncesi ve sonrasında padişahın istirahat etmesi maksadıyla bir köşk ilave edilmiştir. Sonraları benimsenerek birçok sultan camisinde uygulanan bu köşk, cami içindeki hünkâr mahfiline kolayca geçilebilecek köşelerde veya caminin ön cephesinde inşa edilmiştir.Padişahın namaza geçmeden biraz dinlenmesi için yapılan bölüme Kasr-ı Hümayun denir. Sultanahmet Camisi’nde de bu bölüm bulunur

Caminin mermer döşemeli iç avlusu 26 sütunun üzerine oturtulmuş 30 kubbeyle örtülü revakla çevrilidir. Avlunun ortasında altı sütunlu şadırvan vardır.



Niçin 6 minare?

İstanbul'da meydana gelen her büyük olay, her büyük eser, İslam dünyasını yakından ilgilendiriyor ve başlıca konu ediliyordu. Sultanahmet Camii'nin yapılması da hayranlıklar, geniş yankılar uyandırdı.Fakat Imparatorluğun bazı eyaletlerinden itirazlar da geldi. Itiraz da geldi. Itiraz edenler, ''camiye altı minare yapılması kabe'ye saygısızlık olur'' diyorlardı. Çünkü o zamanlar altı minaresi olan tek mabed Mekke'de idi.Padişah bu meseleyi bütün Islam alemini memnun edecek bir şekilde halletti: Mekke'ye yedinci minareyi yaptırdı. Sultanahmet minarelerinin dördü üçer, ikisi de ikişer şerefelidir.

Sultanahmet Camisi, aynı zamanda Türkiye’nin 6 minareli tek selatin camisi olma özelliğini de taşıyor.
Caminin 6 minaresi olmasına ilişkin aktarılan bir efsane şöyle: ”Dönemin padişahı I. Ahmet, minareleri altından yaptırmak istemiştir ancak kaplamada kullanılacak olan altının değeri padişahın bütçesini fazlasıyla aşınca, caminin mimarı Sedefkar Mehmet Ağa bu emri güya yanlış işiterek ‘altın’ sözcüğünü ”altı” yaparak camiyi 6 minareli inşa ettirmişt.



Dağ gibi yüce, kuş gibi hafif
Dünyada, çok yönlü olan sanatkarlarin hiçbiri çok yönlülüğünü, aynı eserde gösterememiş, ama Mehmed Aga, bunu basarmistir.Baska mabedlerde, hafif hüzün veren losluk yerine, Sultanahmet'de çoskulu iç aydinliginin huzur gagitarak disa vurusunu görüyoruz. Sedefler, çiniler bahar güzelligi yansitiyor ve yasatiyor. 260 pencerenin renkli camlarindan süzülen isik içeriye siir gibi, beste gibi doluyor. Essiz güzellikte çinilere yansıyarak, insani akvaryum renginde bir rüya alemine sokuyur, en tatli seslerle anlamli misralara cagrisim yaptiriyor…Insan orada hem dünyalara sigmayacak kadar büyüyür, hem de bir kus gibi hafifliyor. Zaten Sultanahmet, büyük boyutlarina ragmen, uçmaya hazir bir sülün gibi durmaktadir. Sanirsiniz az sonra, füze gibi, uzay kanatlari gibi, slti minaresiyle, Marmara'nin mavisinden gögün mavisine dogru süzülecek, süzülecek…Her büyük sanat eseri insani etkiler. Ama Sultanahmet hepsinden daha çok, daha coşturucu, bütün hüzünleri giderici bir tesir yapıyor. Saygı ve övünme duygusu da veriyor.



Avlunun batı girişinde, demirden ağır bir kordon bulunmaktadır. Bu kordon, avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmamak için eğmesini gerektiriyordu. Bu durum da padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amaçlı sembolik bir eylem olarak kabul ediliyordu.







Caminin mihrabı,minberi,hünkar mahfili de ayrı ayrı birer sanat yapıtıdır içi çiçek motifli çinilerle kaplı olan mihrap mermerden yapılmış,üzerinde servi motifleri bulunan sütuncuklarla bezen-miştir.Geometrik geçmeli ve kabartmalı olan minber altın yaldızlıdır.Altın yaldızlı çinileri,sedef kakmalı kapısı ve ince duvar işlemesiyle hünkar mahfili bir başyapıttır.


Caminin duvarları ikinci pencere sırasına kadar,mavi rengin egemen olduğu İznik çinileriyle kaplanmıştır.Fil ayaklarının yarıdan yukarısı ile kemerlerin,pandantif denen küresel üçgen biçimindeki yüzeylerin,yarım kubbelerin ve büyük kubbenin içi de mavi rengin egemen olduğu kalem işleriyle bezenmiştir.Çinilerde lale,sümbül,karanfil,kıvrık dal gibi çok çeşitli motifler vardır.Çoksayıda pencerenin sağladığı aydınlık ortamda mavi rengin egemen-liği caminin içine etkileyici bir görünüm kazandırmış,Avrupalılar'ıncamiye ''Mavi Cami'' adını takmasına yol açmıştır.

Bina, dışarıdaki gün ışığını, içerisine 260 pencereden aktarır.








Avizeler birer hazine idi
Evliya Çelebi, Sultanahmet'teki avizelerin, yapıldığı yıllarda, oradaki çiniler kadar güzel ve değerli olduğunu söyle anlatıyor: ''…Bu camide asılı avizeler yüz Mısır hazinesi değerindedir. Çünkü Sultan Ahmed Han, ecdadından beri toplanan kıymetlı eşsiz cevahirleri, dört diyardan gelen çok değerli hediyeler buraya koymuştur..Mesela, Habeş veziri Cafer Paşa camiye altı adet zümrüt kandil göndermiştir ki, herbir kandil altışar okka ağırlıkta idi. Altısı da mücevherli altın zincirlerle asılmıştır.. Ayrıca bu camide öyle çok ve değerli kitaplar vardir ki, İslam diyarındaki öteki padişah camilerinin hiçbirinde bu kadar çok güzel ve değerli kitap görülmemistir..''









Sultanahmet'in dış avlusunda, birinci kapının altında bulunan sebil kitabesi



İşte o kitabelerde yazanlar:Hayr eden dâr-ı na’im içre ebed mesrur ola

Yazılıp a'mâl-i hüsnü deftere, mestur ola

Câmi’-i Han Ahmed’in bânî-i â’lî-meşrebi

Hazret-i mi’mârbaşı âhiri ma’mur ola

Kim Muhammed’dir onun nâmı ve â’lî himmeti

Etdi bu ra’nâ binâyı, haşre dek meşhur ola

Olmamıştır, dahî olmaz böyle bir â’lî binâ

Bir eser konmuştur ki, dem-be-dem mezkûr ola

Sene 1026

Günümüz Türkçesi ile: “Hayır, işleyen kimse Na’im  cennetleri içinde edebiyyen sevinçli, mutlu olsun
Güzel amelleri, işleri amel defterine yazılıp, kaydedilsin. Bu câmi’yi ahlakı, âdeti pek yüce olan I.Ahmed Han ve sonra mimarbaşı hazretleri imar etmiştir. Ki mimarın adı Muhammed’dir  ve camiyi yapmada gayreti pek büyüktür. Gayreti ve çalışmasıyla bu güzel binayı yaptı, kıyamet gününe kadar meşhur olsun. Böyle büyük, yüce bir bina daha önce yapılmamıştır ve yapılamaz. Ortaya öyle Bir eser konmuştur ki, bu dünyada her vakit ve an dillerde dolaşsın, zikredilsin.

                                                               BİZ GİBİ :)





 o büyülü ortamdan çıkıp mis gibi havada dondurma yememek mümkün mü?? helede Tuana dondurmayı görmüşken :)



sağolsun  Ramazan resim çekme gibi :)) şapka tutma,çantaları tutma,bekleme konusundada iyiydi :) Süperman Rambo :))




oturup Sultanahmetle Ayasofya arasına bir gün boyunca bu iki şaheseri izlemek isterdim doya doya..hayran kalıyorsunuz gördüklerinize.öyleki şuan kaçıncı yüzyılda olursak olalım,teknoloji ne kadar ilerlemiş olursa olsun,ne kadar yeni görkemli yapıtlar yapılırsa yapılsın geçmiş tarihimizin yapıtlarının yerini asla tutmuyor.kim bilir belkide onların taşıdığı maneviyattan, bize hissettirdiklerinin bambaşka olmasındandır...




NOT:Camii de ibadet edebiliyorsunuz,camii avlusunda wc-abdest alma yeri var.girişte etek,baş örtüsü görevliler tarafından veriliyor çıkarken tekrar bırakıyorsunuz.ibadet giriş kapısı ve turistlerin giriş kapısı ayrı.turistlerinde camiiye giriş adabına uyması gerkiyor.









13 Mayıs 2016 Cuma

İSTANBUL GEZİSİ 1.GÜN/1.BÖLÜM

                                                           

                                                             İSTANBUL 1.GÜN

SULTANAHMET MEYDANI


Sabah erken kalkarak  kahvaltımızı yol üstündeki bir pastanede yapıp tramvay ile etrafı izleye izleye Sultanahmet Meydanına gittik..


tramvaydan ininice karşımızda Sultanahmet Meydanı nın büyülü görüntüsü ve gökyüzüne doğru uzanan Sultanahmet Camii nin o heybetli duruşu hemen anı ölümsüzleştir diyor :)


hemen kendimizi meydana atıyoruz..yüzümüzü nereye çevirsek tarih ,nereye baksak huzur,hayranlık ve buram buram büyülü İstanbul..bu yayınımda bol bol resim paylaşacağın eee bu defa fotografçım iki tane olunca banada bol bol poz vermek düştü..tabi Ramazan ın bu konuda biraz uzmanlaşması gerekiyor :))Zafer sayemde ustalaştı :)''canım hadi çek ,canım bidaha çek,canım burdada çek ''diye diye olacağı buydu :)benden ustalık belgesini aldı :))


meydanda renkli kıyafetleri,kocaman kanatları,ilginç görüntüleri olan iki uzun bacaklı akrobat güzel bir müzük eşliğinde dans ederek meydana farklı bir hava katıyordu..Tuana nın çok hoşuna gitti ve tabi bizimde ve etrafta olan herkesin..




Meydana doğru indiğimizde karşımıza ilk çıkan tabiki


ALMAN ÇEŞMESİ


Sultanahmet Meydanı'nda, Sultan 1. Ahmed Türbesi'nin karşısındadır. Alman İmparatoru 2. Wilhelm'in 1898 yılında İstanbul'a gelişinin ikinci yıldönümü hatırasına ithaf edilen bu çeşme Almanya'da inşa edilmiş ve 1900 yılında parçalar halinde İstanbul'a getirilerek bugünkü yerine kurulmuştur.

Çeşme, sekiz yeşil mermer sütun üzerine oturtulmuş, sekiz kenarlı bir kubbeye sahiptir. Kubbenin içi ise mozaikle kaplıdır. Klasik Osmanlı çeşme mimarisinden oldukça farklı bir stile sahip olan Alman. Çeşmesi Sultanahmet Meydanı'nın görülmeye değer anıtsal yapılanndan biridir.

AYRINTILARI Alman Çeşmesi sekizgen planlı olup, yüksek bir taban üzerine oturtulmuştur. Su haznesinin üzerine de sekiz sütunun taşıdığı bir kubbe yerleştirilmiştir. Sütunları birbirine bağlayan kemerlerin arasındaki pandandiflere, daireler halinde birer madalyon konulmuştur. Bunlardan dördünün içerisine, yeşil zemine Sultan 2. Abdülhamid'in tuğrası, diğer dördüne de Prusya mavisi üzerine İmparator Wilheim'in simgesi olan "W" yerleştirilmiştir. Ayrıca, "W" harfi üzerine bir de ‘2’ sayısı konulmuştur.

Kubbeyi taşıyan sütunlar ile su haznesinin bulunduğu renkli taş geometrik motifli zemin, bir platform şekline sokulmuştur. Kenarlara da şimdiye kadar bir başka örnekte rastlanmayan mermer oyma kanepeler yerleştirilmiştir. Su haznesi silindirik bir taban üzerine kubbemsi bir kapakla örtülmüş, tunç döküm çemberlerle kuşatılmıştır. Ne yazık ki, bu çemberler sonraki yıllarda yerlerinden sökülerek çalınmıştır. Alman Çeşmesi'nin en görkemli yeri koyu yeşil renkte somaki kolonların taşıdığı yeşil renkli kubbesidir. Mozaik tekniğinde, altın mozaiklerle kaplı kubbenin ortasında iç içe geçmiş yuvarlak motiflerin oluşturduğu, çok renkli bir göbek yapılmıştır.

Çeşmenin tunç kitabesinde Almanca şu sözler okunmaktadır:
"Wilhelm II deutscher Kaiser stiftete diesen Brunnen in dark baren Erinnerung ain seinen Besuch bei seinet majestat dem Kaiser der Osmanen Abclul-Hamid II im Herbst des Jan-res 1898."
(Alman Kaiser'i Wilhelm II 1898 yılı sonbaharında Osmanlı hükümdarı haşmetlü Abdülhamid II nezdinde ziyaretinin şükran hatırası olarak bu çeşmeyi yaptırdı.)

Çeşmedeki Osmanlı kitabesi
Bunun yanı sıra çeşmede bir Osmanlıların kitabesi yer almaktadır. Osmanlı Seraskerlik Dairesi'nden, aynı zamanda edebiyatçı olan Ahmet Muhtar Paşa'nın beytini İzzet Efendi de sülüs yazıyla yazmıştır:

Hazreti Abdülhamid Hanın muhibbi halisi
Ziveri eklili haşmet, kayser alitebir

Yani alman imparatoru hükümdarı güzi
Hazreti Wilhelmi Sani, kamuranı nizigar

Padisahı ali Osmani ziyaret kasdidüb
Mahdemiyle eyledi Istanbulu pirayedar

Bu mülakatı muhabbet perveri tezkar icün
"Eyledi bu ceşmesarı saha piray-i karar

Sübesü cari olan abı safa teşkil eder
Abi safii müsafata misali abdar

Vakfagiri hayret eyler ceşmi ehli dikkati
Tarzi inşaasındaki hissi bedii zernigar

Rükni ak'vai hayatoldukça abi canfeza
Payidar olsun bu te'sisi muhabbet üstüyar

Bi bedel tarihi caridir lisam luleden
Oldu bu ceşme mülakate ne dicu vadiaar (1316)



sırtımızı Alman Çeşmesi nin kapısına döndüğümüzde  karşımızda

DİKİLİTAŞ


Dikilitaş ilk olarak Mısır firavunu III. Tutmosis tarafından MÖ 15. yüzyılda yaptırılmış ve Karnak tapınağının yedinci pilonunun güneyine dikilmişti. Roma imparatoru II. Constantius MS 357 yılında dikilitaşı tahtta bulunuşunun 20. yılı onuruna Nil ırmağı üzerinden İskenderiye şehrine getirtti. Daha sonra, MS 390 yılında imparator I. Theodosius dikilitaşı gemi ile İstanbul'a getirterek Hipodrom'da şimdiki yerine diktirdi.[1]
Dikilitaş kırmızı Asvan granitinden yapılmıştı ve orijinal yüksekliği 30 m idi. Ama ya nakliye sırasında ya da şimdiki yerine yerleştirilirken alt bölümü tahrip olduğu için bugünkü yüksekliği 18,45 m'dir (kaidesi ile birlikte 24,87 m). Ağırlığı yaklaşık olarak 200 ton'dur.
ŞARK MEKTUPLARI kitabının sahibi Lady Montagu, 1718 tarihindeki mektupların birinde şunları yazmıştır: Bu taş, murabba şeklinde yontma taştan bir ayak üzerine mevzu dört sütun üzerinde duruyor. Taşın iki ayağında Kabartma olarak bir muharebe ve bir meclis resmi var. Diğer ikisinde ise Rumca ve Latince şunlar yazmaktadır:
Kuzeybatı cephesi
18. sülaleden Yukari ve Asagi Mısır’ın sahibi 3. Tutmosis, Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti.
Kuzey cephesi
Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nuru iki tacın (Aşağı ve Yukarı Mısır) sahibi, kudretli hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar götürmeye azmetti.
Güneydoğu cephesi
Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı.
Güney Cephesi
"Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı".
Dikilitaşın kaidesinde yer alan yazılarsa Doğu Roma İmparatorluğunda adet olduğu üzere Grekçe ve Latince yazılmış.
Grekçe yazı bir anlatıcı ağzından şöyle diyor
Devamlı bir suretle yerde duran bu taşı dikme cesaretini İmparator Theodosius gösterdi ve yardımına Proclus çağrıldı. Bu şekilde otuz iki günde yerine dikildi.
Latince metinse taşın ağzından yazılmış
Önceleri direnmiştim; fakat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelengini taşımam gerekti. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülalesine boyun eğiyor. Bana da galip geldiler ve reis Proclus’un idaresi altında otuz günde yükselmeye mecbur oldum.
ve çemberle çevrili alanın toprak boyu eskideki toprağın boyudur.



Yine Dikilitaş’ın mermer kaidesinin 2 yanında kabartma süslemeler bulunmaktadır. Bir yanda Sütun’un İstanbul’a getirilişi ve Sultanahmet meydanındaki hipodrom içine dikilişi; diğer yanda ise meclis ya da senato resmedilmiştir.

“Kabartmaların bir
yüzünde yarım daire şeklinde bir kemerin altında oturur vaziyette dört figür bulunmaktadır; içlerinde en iri olanı imparator Theodosius, solundaki Batı Roma İmparatoru II.Valentinianus, sağında oğlu Arkadius ve onun yanında da en küçük oğlu Honorius yer alır. Oturdukları yerin altında ise eğilmiş olarak karşılıklı iki yönde imparatora yönelmiş Persler ve Germenler bulunmaktadır. Giyimlerine göre solda sivri başlıkları olan dört kişi Perslerden, sağ taraftaki pelerinli dört figür Germenlerdendir. Ellerinde imparatora sunmak üzere getirdikleri hediyeleri tutmaktadırlar. Diğer yüzde ise imparator Kathisma’da bu kez ayaktadır ve elinde birinciye vereceği çelengi tutmaktadır.”




Meydanda baya vakit geçirdik ama orada oturup bir kahve içmek etrafı doya doya izlemek isterdim..malum vakit kısıtlı olunca tadı damağımızda kalacak şekilde oldu ama tabi bununla kalmayacak inşallah :) çünkü eksik kalanlar oldu.mesela meydanda ki Türk ve İslam Eserleri Müzesi (İbrahim Paşa Sarayı),Çukurçeşme(Sultanahmet Meydanı nın haçları) ..bidahaki sefere artık :)










12 Mayıs 2016 Perşembe

İSTANBUL... Dünyaya son kere bakacaksın deseler,bu bakışı İstanbul'un Çamlıca'sından isterdim...Lamartine



Nihayet yayın yapmak için fırsat bulabildim.Uzun zamandır yoğun bir tempo içinde olduğum için bloğumla ilgilenmeye fırsatım olmadı..

Malum bahar geldi,havalar tam yerinde ..Yazın sıcağı çökmeden hafta sonu kaçamaklarına başlıyor insan..
Ne diyoruz  ÜŞENME ,ERTELEME, VAZGEÇME...

bu kaçamak benim için çok özel oldu..vede çok güzel..daha önce birçok defa gittiğim büyülü şehir İSTANBUL u bu defa Ben ,Zafer ve Tuana birlikte keşfettik ve büyüsüne bıraktık kendimizi...iki güne o kadar güzellik sığdırdık ki..tabi plan rota düzenli olunca :)

aslında her şey o günün 15.04.2016 sabahında başladı..Benim Ankara ya gelişimin ve Zaferle ilk karşılaşmamın 14. yıl dönümü idi.tabi ben unutmuşum..sabah iş yerinde bir sürprizle karşılaşana kadar :)) Ve İstanbul gezisininde süprizi çıkmış oldu ortaya :))


ve iş çıkışı akşam İstanbul yoluna koyulduk..gece 23.00 gibi oradaydık..bizi heycanla bekleyen arkadaşımız Ramazanın evini elimizle koymuş gibi bulduk(navigasyon sağolsun)) kısa çaplı bir sohbet sonra erken kalkmak üzere hop yatış.güne erken başlamalıydık..

1.GÜN PLANI

Sultanahmet Camii
Ayasofya
Yerebatan Sarnıcı
Topkapı Sarayı
Gülhane Parkı
Kız Kulesi
Eminönü


2.GÜN PLANI

Galata Kulesi
Beşiktaş
Vodafone Arena
Dolmabahçe Sarayı
Ortaköy
Boğaz Turu

Ankara yolu :)

planımız öyle güzel oldu ki aynı güzergah üzeri,yorulmadan,tadında ve dolu dolu...iki güne ancak bu kadar güzellik sığdırılabilinirdi..eee İstanbul bu öyle 2-3 günde bitermi...şimdilik bu kadar güzellik ruhumuzu okşadı..önce hepsini aynı yayın üzerinden tanıtmak istedim ama baktımkı olmayacak ve bende tek tek yayınlamaya karar verdim...sırayla :))

     
Sadece Türkiye'nin değil Dünyanın incisi İstanbul... Şiirlere, şarkılara, resimlere konu olmuş, eşsiz güzelliği aşıklara ilham vermiş... Uğruna savaşılmış, kan dökülmüş öyle ki tarih sahnesinde O'nu fethetmeye kendini adamış pek çok komutanı hüsrana uğratmış bir şehir...

İstanbul Asya ile Avrupa Kıtaları'nın dar bir deniz geçidi "Boğaziçi" ile ayrıldığı yerde, iki kıta üzerinde kurulu tek şehirdir. Filmlere sahne olmuş dünyaca ünlü yıldızları muhteşem manzarası ile kendine aşık etmeyi de başarmıştır İstanbul... Martıları, Denizi, Vapuru, Halici, Eyüp Sultanı, Emirganı, Adaları ve daha pek çok güzelliği ile her yıl binlerce turisti ağırlamaktan hiç yorulmamış bir şehirdir burası.

"İki büyük cihanın kesinti noktasında, Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan şehirdir." diyerek anlatmıştır Mustafa Kemal Atatürk İstanbul'u. Sadece İstanbulluları değil tüm Dünyayı kendine aşık etmeyi başarmış bir şehirdir İstanbul...

nacizane ben nasıl anlatabileceksem artık bilemedim..gözümün gördüğü,aklımın aldığı ve kalbimin hissettiği kadar diyeceğim...lakin bunları dile getirmek mümkün değil biliyorum...



Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni.
-Fatih Sultan Mehmet





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...